Neler yeni

TEMİZLİK VE SAĞLIK İÇİN ÖNEMLİ SIRLAR

cihat34

New member
Üye
Katılım
31 Eki 2019
Mesajlar
5
Beğeniler
1
Konum
İstanbul
#2
Abi süpermiş bu, eline sağlık. Annem temizlik hastası ama abimle ben pek beceremiyoruz bu işi sürekli kavga ediyoruz :D Annenin gördüğü gibi göremiyorsun ki sonuçta, yılların emeği var. Süpürüyorum viladalıyorum hala diyor bana temizlememişsin. Abim geçen yıl Yunanistan'da apartman dairesi satın almak gibi başarılı bir işe imza attı, e uzak yol tabi annem de gelemiyor hemen. Mecbur ikimiz beraber taşıdık sildik süpürdük cillop gibi oldu her yer. Bir dahaki ay annemi de getirdik kadının yüreğine iniyordu, mikrop yuvasıymış yaşadığımız yer ona göre :D Annelere yaranmak çok zor valla.
 
Son düzenleme:

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#3
Allah yardımcınız olsun bu tür kişilerle yaşamak çok zor bilirim benimde eşim aynı durumdaydı şimdiler,de oldukça iyileşti sizlere kolay gelsin.;)
 

tomyblack

Well-known member
Üye
Katılım
12 Ağu 2016
Mesajlar
434
Beğeniler
797
Konum
France
#4
Pratik bilgiler
Her konuda ( ise yarayacak ) pratik bilgilerin paylasiminin devamini bekliyoruz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#6
20 Maddede Sağlıklı Bir Zihne Sahip Olmak İçin Yapılması Gerekenler
Sağlıklı bir zihne sahip olan insanlar ilerleyen dönemlerde zihinsel rahatsızlıklara karşı yakalanma riski ile çok daha az karşı karşıya kalacaktır. Fakat birçok kişi zihnini nasıl sağlıklı bir hale getirmenin nasıl olacağını bilemiyor. Lakin yapılmakta olan bilimsel çalışmalar sonrasında ortaya oldukça etkili sonuçlar çıkmış oluyor. Aynı bedende olduğu için zihinde de sağlıklı bir halin kendini gösterebilmesi adına dengeli bir yaşam sürülmesi gerekmektedir. Bununla beraber zihni meşgul edici faaliyetler ile karşı karşıya kalınması ve düzenli olarak hareket halinde olmak; beyin sağlığı konusunda büyük bir öneme sahiptir. Bunlarla beraber sağlıklı bir zihne sahip olmak adına dikkat edilmesi gereken bazı şeyler bulunmaktadır.
1. Günde bir defa gerçekten açlık hissedilmeli.

Çünkü açlık duygusu tam anlamıyla oluşmadan yemek yenilmesi sonrasında mideden gelecek olan ghrelin hormonu yeterli oranda salgılanmayacaktır. Bilindiği üzere bu hormon yalnızca tam açlığın yaşandığı durumlarda ortaya çıkar. Özelliği ise büyüme hormonunun salgılanmasını arttırıp vücudu dinçleştirmek ve beyinde hafıza ile alakalı bölgelerin çalışmasına olumlu anlamda katkı sağlamak olmaktadır.
2. Belirli dönemlerde et ve şeker orucuna girilmelidir.

Çünkü devamlı olarak benzer tarzda gıdalar ile beslenilmesi rutin hale gelir ve bu durumdan kaçınılması gerekmektedir. Belirli besinlerin bazı zamanlarda alınmaması ile beyin dokusu toksinlerden arınacak ve kolayca yenilecektir.

3. Her gün yeni kelime öğrenilmelidir.

Bu sayede bilişsel süreç doğrudan etkilenmiş olacaktır.

4. Günde en az bir kere hafif şekilde terlenecek kadar yorulmak gerekir.

Hareket etmek beyindeki kan dolaşımının artmasını sağlayacak ve zihinsel faaliyetlerin düzene girmesini sağlar. Aynı zamanda yorulmak, hormon düzeyini arttıracaktır.

5. Yılda bir ya da iki kere en az bir tane motor beceri kazanmak gerekmekte.

Bir spor dalını ya da enstrüman çalmayı öğrenmek, beyinde yeni hücrelerin oluşmasını sağlayacaktır.



6. Sanatsal alanlar ile ilgili yapılacak olan faaliyetler, beyindeki üretim sistemlerini faaliyete geçirecektir.


7. Teknoloji çağında olunmasına rağmen kağıt kalem kullanma sıklığı arttırılmalı.

Çünkü yazı ya da resim gibi yetenekler kullanılmadığı zaman ilgili alanlarda yapısal anlamda bozulmalar kendini gösterecektir.

8. Rutin durumlar insanların zihni için oldukça zararlıdır.

Rutin durumların dışına çıkıldığı zaman bilinç uyarılacak ve farkındalık düzeyi ciddi oranlarda artmış olacaktır. Örneğin sudoku gibi bulmacaların çözülmesi sonrasında başta Alzheimer tarzındaki hastalıklara karşı ciddi anlamda koruma sağlanmış olacaktır.
9. Ciddi kararların alınması öncesinde mutlaka yürüyüş yapılmalıdır.

Bu sayede yapılan hafif egzersiz sonrasında beyin dolaşımı ve metabolizma düzene girecek; insanlar çok daha sağlıklı bir şekilde düşünüp karar vermiş olacaklar.

10. Günlük olaylar ile alakalı karşılaşılacak olan detaylara dikkat edilmeli ve gerekiyorsa noktalar alınmalıdır.

Çünkü nelerin görülebildiğine dikkat edildiği zaman algıda açılma oluşacaktır. Fotoğrafçılık, bu aşamada oldukça etkili bir başlangıç olacaktır.

11. İnanılan şeyler ile yapılanlar arasındaki denge sürekli olarak sorgulanmalıdır.

Çünkü ikisi arasında oluşacak çatışma; stresin kendini göstermesine sebep olur ve bunun sonucunda beyin yaşlanmaya başlayacaktır.
12. En az haftada bir kere kesin olarak biline bir şeyden şüphe edilmeli ve bu şey sorgulanmalıdır.

Böylece çok fazla bilgi sahibi olunduğu düşünülen konular ile alakalı ne kadar az bilgi sahibi olunduğunun farkına varılacak ve beyin egzersizi yapılacaktır.

13. 30 günlük basit alışkanlıklar edinin.

Her gün aynı hareketi tekrar etmek ya da 30 gün boyunca 50 kuruş biriktirmek sayesinde zihin ve bedenin istenilen yönde geliştirileceği kişinin kendisine hatırlatılmış olacaktır.

14. Zaman buldukça aynada kendinize gülümseyin.

Yapılan çalışmalar doğrultusunda gittikçe önem kazanan bedensel biliş, bizlere bedenimizin zihnimiz üzerindeki önemini vurguluyor. Örneğin kendinize aynada bakarak gülüm serseniz beyniniz bunu bir mutluluk sinyali olarak alır, tebessümünüz beyne giden mutluluk devrelerini bir kez daha uyararak mutluluk hormonlarınızın salımını arttırır.



15. Sosyal medya gibi platformlarda insanların mümkün olduğu kadar onları endişelenecek tarzdaki haberler yerine kendilerini mutlu edecek şeylere odaklamaları önemlidir.

Çünkü stresli haberler beyindeki stres tepkilerini harekete geçirir ve uzun vadede vücudun fizyolojisini bozar.

16. Uyulmasa bile zaman planlaması yapılmalıdır.

Çünkü böylece zihnin zaman algısı genişler ve işlerinde verimli olmaları sağlanmış olur.

17. Uyku oldukça önemlidir.

Çünkü uyuma esnasında yalnızca beden değil aynı zamanda beyin de dinlenecektir.

18. Kahve mutlaka kararında içilmelidir.

Erken erişkinlik dönemlerinden itibaren günlük bir fincan kahve insanı uzun dönemde pek çok farklı rahatsızlığa karşı koruyacaktır. Ancak fazla tüketilecek olan kahve tüm vücudu yoracak, aynı zamanda zihinde ve beyinde de oldukça sakıncalı etkiler ortaya çıkacaktır.

19. Gevşeme tekniklerinin öğrenilmesi sonrasında stresin ortaya çıkarttığı olumsuz etkilerin boşaltılması sağlanmış olacaktır.

20. Her zaman şükredin. Şükran duygusu huzur verir.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#7
Vazgeçmekte Zorlandığımız Şekerin Bize Verdiği Zararlar
Şeker farkında olmasak da en fazla tükettiğimiz besin maddelerinin başında geliyor. Çay içerken ya da kahve içerken tükettiğimiz şekerler işin sadece görünen kısmı. Oysa tükettiğimiz besinlerin pek çoğunda önemli ölçüde şeker bulunuyor. Ne kadar dikkat edersek edelim şekerin varlığı bir noktadan sonra kabus gibi üzerimize çökebiliyor. Kimileri için tüm bu zararlarına rağmen şekeri öyle bir anda bırakabilmek pek kolay olmuyor. Belki bu listemiz şekeri bırakmanıza yardımcı olabilir.
Vücudumuza Bir Faydası Yok

Şekeri çoğu zaman uzmanlar “en tatlı zehir” olarak yorumlar. Şekerin zararlarını düşündüğümüzde bu hiç de yabana atılacak bir tanımlama değil. Şeker, şeker pancarından elde edilen bir besin maddesidir. Glukoz ve fruktozdan meydana gelen şekerin içeriğinde protein ya da vitamin gibi önemli besin öğeleri bulunmuyor. Dolayısıyla vücudumuza yarardan çok zararı olan bir madde olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Şekerin varlığı özellikle karaciğerin daha fazla mesai harcamasına neden oluyor.

Oysa tahıllar ya da baklagiller üzerinden temin ettiğimiz şeker yalnıza glukoza dönüşüyor. Bu da vücudun tüm hücrelerinde kullanılmasına olanak tanıyor. Sonuçta vücudumuzun bir şekilde şekere ihtiyacı var; bunun için nitelikli karbonhidrat kaynaklarına yönelmek çok daha sağlıklı olacaktır. Fruktoz şuruplarının vücudunuza vereceği muhtemel zararları bu şekilde önlemiş olursunuz.
Cilt Kırışıklarına Neden Oluyor

Şekerin anormal düzeyde tüketilmesi cilde de ciddi zararlar verebiliyor. Cilt kırışıklıklarında şekerin önemli bir rolü olduğunu ifade edebiliriz. Çünkü şeker proteinlerin temel yapılarını değiştirebiliyor. Bu durum glikasyon olarak da ifade ediliyor. Cilt doğal elastik yapısını bir ölçüde kaybediyor. Cildin sıklığını sağlayan kollajen zarar görmeye başladığı an cilt yüzeylerinde kırışmalar oluşuyor.
Hafızayı Güçsüz Hale Getiriyor

İyi bir hafıza için şekerden hızla uzaklaşmanız gerekiyor. Kan şekeri standart değerlerin üzerinde olan kişilerin beyninde küçülme gerçekleşme olasılığı diğerlerine kıyasla daha güçlüdür. Bu konu yakın zaman önce Avustralya Ulusal Üniversitesi tarafından özel olarak incelenmiştir. Beyinde hafızayı oluşturan alanlardaki küçülmeler, uzun vadede hafızanın potansiyelini ve gücünü azaltır.
Kanser Riskini Yükseltiyor

Bu belki de şekerin en endişe verici sonuçları arasında yer alıyor. Amerika’da diyet raporlarına ilişkin açıklamalarda kanserin en kronik beş hastalık arasında yer aldığı görülüyor. Şekerin doğal olarak bulunduğu kuru baklagiller, tahıllar, süt ürünleri, bu konuda bir tarafta tutulmalıdır. Çünkü bunlarda kansere karşı özel koruyucu maddeler bulunur. Oysa sofra şekeri için aynı şeyleri söylemek olanaksızdır. Bu hem bomboş bir kalori olmasının yanında aynı zamanda koruyucu madde de içermemektedir. Aşırı şeker alımları obeziteye davetiye çıkarır.


Savunma Sistemi Çöküyor

Bağışıklık sistemimizin en önemli tarafını alyuvarlar oluşturmakta. Şeker molekülleri normalden fazla tüketildiğinde, bağışıklık hücreleri devreye giremiyor. Bu da bağışıklık sisteminin doğal olarak zayıflamasına davetiye çıkartıyor. Hastalıklara yakalanma riskiniz arttığı gibi iyileşme süreleri de ciddi anlamda çoğalmaya başlıyor.
Diş Çürümeleri

Şekerin neredeyse zarar vermediği hiçbir nokta yok. Bunlardan bir tanesi de çoğumuzun kırmızı çizgileri olan dişlerimiz. Ağzımızın içinde çok sayıda bakteri barınır. Bunların kimileri dişler için faydalı kimileri ise zararlıdır. Şekerler kısa sürede diş fırçası ile temizlenmediği takdirde hemen aside dönüşür. Bu da kısa vadede diş çürümelerine yol açar.
Obezite

Yukarıda da açıkladığımız üzere günümüzdeki kilo problemlerinin ciddi bir kısmı şeker kaynaklı olarak ortaya çıkıyor. Şekerin bir tür bileşeni olan fruktoz, karaciğer tarafından yağ şeklinde tutuluyor. Bu durum bel bölgesinde ne yazık ki yağlanmalara yol açabiliyor.


Kalbi Olumsuz Etkiliyor

Şeker tüketimi ne yazık ki LDL’nin yükselmesine bağlı olarak damar tıkanıklarına yol açabiliyor. Damarlar içinde bu tip ufak parçacıklar çoğaldıkça damalar uzun vadede tıkanmaya başlıyor.
Sizi Mutsuz Kılar

Şekerin şu ana dek genel olarak fiziksel sonuçlarından söz ettik; ancak psikolojik faktörleri göz ardı etmeyelim. Şeker aynı zamanda ciddi bir mutsuzluk nedeni olarak kabul görür. Aslında şeker mutluluk hormonunu, yani serotonini salgılar. Bu da elbette ilk bakışta keyif veren bir süreçtir. Fakat bu durum beyinde kısa sürede bağımlılık yaratmayı başarır. Dolayısıyla beyinde bağımlılık yapan her şey bir zaman sonra size mutsuzluk olarak geri döner. Ayrıca şeker tüketimine bağlı olarak kilo almak, ayna karşısında da sizi mutsuz kılabilir.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#8
Zekayı Geliştiren Bilimsel Yöntemler Nelerdir?
Potansiyel zekamızın çoğu zaman pek farkında olamıyoruz ve kendimizi bu yönde pek geliştirmiyoruz. Oysa zeka, gelişime oldukça açık, dinamik bir mekanizma. Bu, üstelik bilimsel anlamda da kanıtlanmış durumda. Hayatınızın çok daha pozitif bir yöne evrilmesi için beyninizi geliştirmeniz olası. Zekayı geliştiren bilimsel yöntemlere ve zihinsel egzersizlere yakından bakalım.
1. Gün Boyu Sık Sık Su Tüketin

Su tüketmenin pek çok faydası var, bunlardan bir tanesi de zihninizle alakalı. Özellikle sabah kalktığınız ilk anda, aç karnına içeceğiniz su oldukça önemli. Beynin 3/4 ‘lük bölümü sudan oluşuyor. Kalktıktan sonra yarım saat içinde en az iki bardak su tüketmeniz yararınıza olabilir.

2. Uykunuzu Önemseyin

Uyku zeka gelişiminde çok ciddi bir rol oynar. Uyku zaten vücudunuzdan ziyade beyninizin dinlenmesi açısından gerekli bir süreçtir. Elbette bu süreçte bedeni dinlendirmek de önemlidir; ancak öncelik zihnin dinlenmesinden yanadır. Uyku sürecinde beyin bir bakıma şarj olur. Bu nedenle dünyanın en iyi fikirleri için sabah saatleri iyi fırsatlar sunar. Sabah erken saatlerde çalışan insanların çok daha verimli şekilde çalışmalarının nedeni de budur. Bu konuda fareler üzerinde de çeşitli bilimsel deneyler yapılmıştır. Tabi uykunun kaliteli olması da çok önemli bir detay.
3. Kitap Okumayı Rutin Haline Getirin

Kitap okumak size her koşulda yeni yeni kapılar açar. Birkaç dakika içinde sizden kilometrelerce uzakta başka başka kültürlerden insanlarla tanışırsınız. Hiç bilmediğiniz dünyaların içine dahil olursunuz. İlla bir roman olması gerekmez, bir ansiklopedi, bir dergi bile okuma alışkanlığınızı diri tutacaktır. Okumak, okuma yoluyla düşünmek etkili bir egzersiz olarak kabul görür. Günde 30 dakikanızı bile ayırsanız kısa süre içinde beyin gelişiminizdeki farkları somut olarak görebileceksiniz. Okumayı alışkanlık haline getirdikten sonra asla elinizden kitabı bırakamayacaksınız. İşleriniz dolayısıyla bir gün kitaba ara vermek zorunda kalsanız bile, aklınız hep okuyamadığınız kitaplarda kalmaya başlayacak.
4. Her Gün Biraz da Olsa Kestirmeye Çalışın

Deyim yerindeyse her gün birkaç dakika bile olsa şekerleme yapmak, beyin sağlığınıza ciddi bir katkı sunar. Bu sürelerin 20 dakika civarında olması ideal olarak görünüyor. Kısa bir uyku ile günün geri kalanına harika bir şekilde devam edebilirsiniz. Tarihteki çok büyük ustaların şekerlemeyi rutin hale getirdiği biliniyor. Da Vinci, bunlardan sadece bir tanesi.


5. Boş Konulara Vakit Ayırmayın

İnsanlar olarak zamanımız zaten kısıtlı, ortalama yaşam süremiz belli. Bunu da zaten belli bir bölümünü aktif bir biçimde geçirmek durumundayız. Hal böyleyken boş beleş işlere vakit harcamamak gerekiyor. Zamanınızı çalan dedikodulardan uzak durun, sosyal medyada tüm gününüzü harcamayın. Bunlar zihinsel olarak sizi sadece yoran aktivitelerdir. Size büyük ölçüde bir katkı sunmaz, tam tersi beyninizi uyuşturur. Aynı şekilde televizyon izlemek de zekanın gelişimi önünde ciddi bir engeldir. Vaktinizin çok kıymetli olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#9
6. Kafanızı Açan Filmlere Göz Atın

Filmler doğası gereği katmanlı bir yapıya sahiptir. Nitelikli filmler özellikle senaryo yapılarıyla belli bir derinliğe ve gizeme sahip olan sinema filmleri daimi bir zihinsel egzersizi ayağınıza getirir. Sonunu tahmin etmeye çalışacağınız, olaylar arasındaki bağlantılar üzerine kafa yoracağınız filmlere ağırlık vermelisiniz. Bu belki de zihinsel gelişim açısından en eğlenceli yöntemlerden biri olsa gerek.
7. Motosiklet Sürün

İlginç bir şekilde motosiklet kullanmak dikkat ve odaklanma seviyenizi yukarı çıkarır. Aynı zamanda bu sizi daha genç ve zinde hissettirir. Uzun süre motosiklet kullanan kişilerin beyin fonksiyonları görece daha iyi çalışıyor. Özellikle Alzheimer gibi hastalıklara karşı riskin ciddi anlamda düştüğünü ifade edebiliriz.


8. Örgü Örmekten Çekinmeyin

Yine biraz tuhaf bir öneri farkındayız ama gerçekten de örgü örmek zekâ gelişimi açısından son derece önemli. Örgü örmenin yapılan araştırmalara göre beynin belli bölgelerini harekete geçirdiği kanıtlanmıştır. Bu aynı zamanda verimli bir meditasyon yöntemi. Biraz sabır istese de zekanızı geliştirecek bu yöntemi denemekten çekinmeyin.
9. Müzik Dinleyin

Araştırmalar daima müzik dinlemenin ruhu ve bedeni beslediğini gösteriyor. “Müzik ruhun gıdasıdır” sözü elbette boşan söylenmemiştir. Müzik hem hafızayı diri ve güçlü tutuyor, hem de odaklanma düzeyini artırıyor. Aynı zamanda sırada bir dinleyici olmanın ötesinde yeni besteler yapmak ekstra bir katkı sağlıyor. Yabancı müzikleri dinlerken ve sözlerini anlamaya çalışırken de bu egzersizi etkili bir şekilde yapmış olabilirsiniz.
10. Yenilikler Peşinde Olun

Bu gerçekten de çok önemli bir madde. Yeniliğe açık olan insanlar her zaman zihinsel gelişimlerini açık tutar. Alışkanlıkların devam ettirilmesi sizi vasatlaştırır. Analitik düşünme beceriniz ortadan kalkar. Oysa yeni şeyler denemek yeni mekanlara dahil olmak yeni hobiler edinmek yeni arkadaşlar edinmek zekanızın aktif ve işlevsel olmasını sağlayacaktır.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#10
11. Arkadaşlarınızın Zeki Olmasına Özen Gösterin

Hazır yeni arkadaşlar demişken bu noktada altını çizmek gerekiyor. Her arkadaş değil zeki arkadaşlar makbuldür. Zeki insanlar sizin algılarınızı ciddi anlamda değiştirir. Eğitiminize dolaylı yoldan en az aileniz kadar katkı sunar. Bir noktadan sonra onun hayata bakışı olayları değerlendirme biçimi sizi de etkiler. Bakış açınız değişir ve zihinsel açıdan farklı düşünmeye, dönüşmeye başlarsınız. Zekası düşük insanlarla takılmak ise sizi basitleştirir. Onlarla vakit geçirdikçe sizin de zeka düzeyiniz düşmeye başlayacaktır.
12. Sosyal Olmaya Çalışın

Ne yapın edin kendinizi dört duvar içine hapsetmeyin. Bu size kısa ve uzun vadede çok ciddi zararlar verecektir. Sosyal olan insanların genelde daha zeki olduğu söylenir. Kurduğunuz sosyal bağlantılar beyninizi diri tutacaktır. Sosyal zekanın da kendi başına bir zeka türü olduğunu unutmayın. Empati yapma becerinizi artırmak ve başka insanların düşüncelerini duygularını anlamaya çalışmak zihninize pozitif yönde etki edecektir.
13. Oyunlar Oynayın

Oyunlar oynamak sanıldığı gibi beyni uyuşturmaz. Tabi bu anlamda her önünüze gelen oyunun zeka geliştirici olduğunu söylemek zordur. Adı üzerinde “zekâ oyunları kategorisinden kendinize uygun eğlenceli ve geliştirici oyunlara yönelebilirsiniz.


14. Daha Fazla Seyahat Etmeye Çalışın

Çeşitli yerleri keşfetmek, yeni diyarlara doğru yol almak sizi zihinsel açıdan geliştirir. Yeni yerler görmek algılarınızı ve vizyonunuzu geliştirecektir. “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı” tartışmalarında gezginlerin genelde bir adım önde görüldüğünü unutmayın. Kendinize büyük bir iyilik yapın ve bol bol gezin.
15. Yeni Bir Dil Öğrenin

Yeni bir dil öğrenmek, zihninizi sürekli aktif tutar. Bu en yaygın zeka geliştirme yöntemleri arasında yer alıyor. Yabancı dil öğrenenler beyinlerinde yeni nöron bağlantılarının kurulmasına olanak tanır. Diğer yandan yeni dil öğrenerek yeni insanlar yeni kültürler tanıyabilirsiniz. Bunun sizin kariyerinize olan katkısı da tartışılmaz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#11
Az Yemek, Uzun ve Sağlıklı Yaşamın Formülü
Yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki kalori düzeyini düzenli olarak düşürmek insan sağlığına çok önemli bir katkı sunuyor. Tıp dünyasındaki yeni gelişmelerden sonra yaşlanmaya dair önemli adımlar atıldı.

Bu durum yaşlanma odaklı hastalıkların önüne geçmek açısından da önemli. En basit örnekle Amerika’da bundan 40 sene öncesiyle bugünü kıyasladığımız zaman 50-65 yaş aralığındaki insanların kronik hastalıklara sahip olma eğiliminin o dönem çok daha yüksek olduğunu ifade edebiliriz.

Bugün Amerika’da söz konusu yaşlarda olan her 100 insandan 16 tanesi kronik bir hastalığa sahip. Geçmişe göre gelinen nokta daha umut verici. Bu yüzdenin yakın gelecekte daha da düşmesi adına çeşitli çalışmalar ve araştırmalar yapılıyor.



Çözüm Kalori Sınırlandırması mı?


Yapılan bilimsel çalışmaların odak noktasında genelde insan ömrünü uzatmak ve yaşlılığın etkilerini yok etmek yatıyor. Yine Amerika’da yapılan bir araştırmada porsiyon boyutlarını küçültmenin yaşlanma karşısında alınabilecek en basit önlem olduğuna vurgu yapıldı. Kaloriyi sınırlama üzerine kurulu olan bu anlayış, kademeli olarak kaloriyi azaltmak ve bu alışkanlığı kalıcı duruma getirmeyi amaçlıyor. Gündelik besin miktarlarında gerçekleşen azalmaların insan ömrüne olumlu bir katkı yaptığı düşünülüyor. Bu konuda özellikle başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede araştırmalar yapılıyor. Bu araştırmalarda çoğunlukla fare, maymun ya da solucan gibi hayvanlardan faydalanılmıştır.



Kalori sınırlamasının yaşlılık ile bağını daha yakından görmek için Rhesus maymunları kullanıldı. 200 maymun üzerinde bu konuda uzun soluklu bir çalışma yapıldı. Belli maymunlara diğerlerine kıyasla görece daha az besin verildi. Az besine rağmen maymunlarda açlık ibaresi görülmedi. 16 yaşındayken kalori sınırlaması diyetine başlatılan bir maymun, kendi türünün ortalama yaş ömrünü tam 20 sene geçmeyi başarmıştır. Böylece kendi türünün en yaşlısı haline gelmiştir. Tabi bu arada kalori sınırlandırması uygulaması yapılan tüm maymunlarda yaşlanmaya dair benzer sonuçlar elde edilmiştir.

Önce Maymunlar Üzerinde Denendi


Beslenmeleri standart şekilde devam eden maymunlarda ise zaman içinde pek çok hastalık çıkmaya başlamıştır. Yaşlanma odaklı hastalıklar bu grupta %36 civarında seyrederken kalori sınırlandırması yapılan maymunlarda sadece %13’te kalmıştır. Sonuç itibariyle az tüketmek maymunlar üzerinde oldukça başarılı sonuçlar vermişti. Tabi kalori konusunda sınırlandırmalar yapmak insanlar için maymunlar gibi kolay olamayabilir. Tabi bu noktada genetik faktörler de es geçilmemelidir. Aynı kalori sınırlandırması uygulamasına geçen iki ayrı kişi, benzer sonuçlar elde edemeyebilir. Burada besinler bire bir aynı bile olsa sonuçlar belli açılardan birbirinden ayrılabilir. Bu noktada asıl önemli olan kalori sınırlandırma çalışması yaparken herkese özel ve ayrı bir çalışmanın yapılabilmesi. Yeme alışkanlıkları, vücudun şekeri yakma biçimi ya da depolama şekli bu noktada etkili olacaktır.



İlk Kez İnsanlar Üzerinde Denendi


Boston’da yer alan Tufts Üniversitesi de bu konuda benzer bir çalışmaya imza attı. Diyet uzmanı Susan Roberts çalışmaya öncülük etti. Buna göre 210’dan fazla kadın ve erkek iki ayrı gruba ayrıldı. Birinci grubun yemekleri sınırlandırıldı, diğer gruba ise iki sene boyunca standart besinleri verildi. Her iki grup da alt ayda bir düzenli olarak sağlık kontrollerinden geçirildi.



İki yılın sonunda kalori sınırlandırmasının yaşlılık odaklı hastalıkları önemli ölçüde geciktirdiği ortaya çıktı. Diğer gruptaki bireylerde ise kolesterol artışı görülmüş ve aynı zamanda insülin direncinde artış gözlemlenmiştir. Kalori sınırlandırılması yapılan kişilerde tümör oluşumlarına neden olabilecek moleküller önemli ölçüde azaltılmıştır.

Net Konuşmak İçin Erken


Bugüne dek yapılan araştırmalar bu teoriyi önemli ölçüde desteklese de uzmanlar yaşlılık ve beslenme alışkanlıkları arasındaki bağı daha net şekilde ortaya koymak adına daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor. Biyoloji karmaşık bir alan ve doğal olarak bu tip sorular hemen yanıt bulamayabiliyor. Kalori sınırlandırması yapmanın bir zararı olduğu düşünülmüyor. Şu ana dek ortaya konan tek handikabı kemik yoğunluğunda azalma riski. Bu durum da genelde kalsiyum tabletleri sayesinde çözülebiliyor. Tıp dünyasında bu konuya dair heyecan verici gelişmeleri önümüzdeki dönemde bekleyip göreceğiz.

Kaynak : BBC
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#12
Dışarıda Çok Fazla Yemek Yiyenleri Bekleyen Tehlike
Hepimiz az ya da çok, bir şekilde dışarıdaki restoranlarda, lokantalarda ya da fast food mekanlarda yemek yeme alışkanlığına sahibiz. Özellikle bu durum çalışanlar için rutin bir duruma dönüşmüş durumda. “Koca koca insanlarız, evden beslenme mi getirelim” dediğinizi duyar gibiyiz.



Açıkçası dışarıda yenen yemeklerin sağlık açısından ne tür sonuçlar yarattığına dair bazı yeni raporlar yayınlandıkça evden yemek götürenlerin sayısında önemli bir artış olabilir.


Bunun hem daha ekonomik hem de daha sağlıklı olacağı kesin. Dışarıda yenen yemeklere dair her ay yeni bir araştırmayla karşılaşıyoruz. Yakın zaman önce Silent Spring Endüstrisi bu konuda özel bir araştırmaya imza attı.



Sağlıklı Beslenme Anketi adı altında toplamda 10 bin kişiyle görüşüldü. Neticede PFAS şeklinde bilinen kimyasal maddeye maruz kalan kişilerin istikrarlı bir şekilde dışarıdan yemek yediği sonucuyla karşılaşıldı. Anket kapsamında katılımcılara günlük ve haftalık olarak yedikleri yemekler soruldu. Katılımcılara aynı zamanda kan tahlilleri de yapıldı. Evde yemek yiyen inanların kanlarında dışarıda yemek yiyen insanlara kıyasla çok daha az düzeyde kimyasal maddeye rastlandı.



Araştırmacılar her şekilde evlerde hazırlanan yemeklerin restoran yemeklerinden çok daha sağlıklı bir içeriğe sahip olduğunu vurguladı. Buna rağmen elbette dışarıda yemek yemenin pek çok kişi için karşı konulmaz bir cazibesi var. Reklamın gücü, yemeklerin kokusu ve sunumu, yemeklerin çeşitliliği, servis vs. insanlar için cazip bir durum. Aynı zamanda evde yemek hazırlamak, en hafifinden emek isteyen bir süreç.



Restoranlardaki yemeklerin sağlıksız olmalarının en önemli nedeni tazelik konusunda belli bir özene sahip olunmaması. Aynı zamanda daha fazla kar elde etmek adına yan ürünlerin ucuz olarak tercih edilmesi ve yedekleme sürelerinin çok uzun olmasını da ekleyebiliriz. PFAS adı verilen kimyasallar kanser ve düşük doğum gibi riskleri içinde barındırır. Ayrıca paketlenmiş gıdalarda da benzer bir tehlike olabileceği söyleniyor. Environmental Health Perspectives isimli dergide bu konuya ilişkin özel bir bölüm ayrıldı. Tükettiğimiz hazır gıdalarla PFAS arasındaki bağlar ilk defa bu tip bir çalışmayla ortaya konulmuş oldu diyebiliriz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#13
Sürekli Aç Hissediyorsanız İşte Nedenleri
Çoğu zaman yeterli düzeyde yemek yemenize rağmen aç hissetme durumundan bir türlü kurtulamıyor musunuz? Bu konuda yalnız olmadığınızı bilmelisiniz. En başta şunu bilmelisiniz ki hem beslenme alışkanlıklarınızda hem de yaşam biçiminizde çok radikal değişimlere ihtiyacınız var. Bu değişiklikleri yapmadığınız sürece söz konusu sorunla karşılaşmaya devam edecek gibi görünüyorsunuz. Günün en ilgisiz saatlerinde bile sürekli buzdolabını açıyor ve yiyecek bir şeyler arıyorsanız tehlike çanlarının çaldığını söylemeliyiz. Bu sorunun muhtemel nedenlerine gelin beraber göz atalım.

1. Susuzluk


Beyinde hipotalamus ismiyle anılan bölgede açık ve susuzluk birlikte düzenlenir. Bu nedenle bölge zaman zaman susuzluğu da açlık gibi algılıyor. Böyle bir senaryo ile karşılaşmak istemiyorsanız susuz kalmayın, gün içinde bolca su tüketin. Özellikle yemek öncesinde içtiğiniz suyun size bu yönde daha somut faydası olacaktır.


2. Az Yemek Yemek


Gerçekten kendinizi daima aç hissediyorsanız en düz mantıkla gün içinde çok az yemek tüketiyorsunuzdur. Her gün almanız gereken kalori miktarından ya da besin öğelerinden uzak kalırsanız kendinizi aç hissetmeniz çok doğaldır. Normal şekilde yemek yemenize rağmen fazla enerji harcamanız da açlık hissinizi tetikler. Besin günlükleri tutmak size bu açıdan önemli bir fayda sağlayabilir.

3. Sosyal Medya


Sadece biyolojik değil aynı zamanda sosyal ve psikolojik nedenlere de göz atmak gerekiyor. Sosyal medya platformları, yemek uygulamaları sistemsel olarak iştahımızı açacak görsellerle bizi çevreliyor. Yemeklerle ilgili görsellerin fazlalığı açlık hormonunu harekete geçiriyor. En azından daha sağlıklı yemekler paylaşan hesapların takibini yapmak daha doğru olacaktır.

4. Sıkılganlık


Kendinizi aç hissettiğiniz pek çok zamanda esas sorunun aslında sıkılganlık olduğunu fark edebilirsiniz. Genelde insanlar sıkılmak ve gerçekten acıkmak arasındaki farktan bihaber. Mesela yemek yedikten çok kısa bir süre sonra oyalanmak adına bir şeyler yemek istiyorsanız, burada hemen kendinize engel olmalı ve yemek yerine bir bardak su içmeyi tercih etmelisiniz. Yemek; oyalanacak, sıkılmayı giderecek bir olgu değildir. Bu farkın ayırımına varmak sorununuzu en azından kısa vadede çözmenize yardımcı olabilir.




5. Regl Dönemleri


Kadınların belası regl dönemleri bu konuda da karşılarına çıkıyor. Regl dönemlerinde canınızın tatlı ya da farklı farklı yemekleri çekmesi gayet doğal. Progesteron düzeyinin yaklaşması bu durumun en önemli nedeni olarak gösterilebilir. Çünkü tam olarak bu dönemde kadınları kendilerini zaman zaman depresif hissetmelerine yol açabiliyor. Bozulan psikolojiden biraz olsun uzaklaşmak adına genelde şekerli yiyeceklere yöneliyoruz. Bu nedenle regl dönemlerinde kadınlar normal zamanlara göre biraz daha tetikte olması, yediklerine dikkat etmesi gerekir.

6. Bilinçsiz Yemek Seçimleri


Az yemek kadar yemek seçimlerindeki hatalar da açlık hissini tetikliyor. Karbonhidrat konusundaki yanlış ve abartılı seçimler kan şekerinde anlık yükselmelere ya da inişlere yol açıyor. Bu senaryo doğrudan açlığa neden oluyor. Çözüm besin öğelerini daha dengeli bir biçimde almaktan geçiyor.

7. Az Uyku


Uyku konusundaki eksiklikler ne yazık ki açlığa neden olacak unsurlar arasında yer alıyor. Az uyuduğunuz zaman leptin hormonu azalır. Bu hormonun görevi bilindiği üzere açlığı bastırmak. Uzmanlar günde ortalama 7-8 saat civarında düzenli bir şekilde uyumanın önemini vurguluyor.




8. Öğünleri Atlamak


Açlığınızı belli bir dengede tutmak istiyorsanız, bunun en önemli yöntemlerinden bir tanesi düzenli biçimde ana ya da ara öğünleri gerçekleştirmek. Bu ritmin bozulması adına çok özel durumlarda belli bahaneler kabul edilebilir; ancak bunların birer alışkanlığa dönüşmemesi gerekiyor. Mesela işe geç kaldınız ve işe geç kaldınız. Bu durumunda ne yazık ki önemli bir öğün olan kahvaltıyı es geçmek zorundasınız. En azından böyle durumlarda bir miktar ceviz ya da badem sizi dengeleyecektir.

9. Yemekleri Hızlı Yemek


Yemekleri yavaş bir şekilde yediğiniz zaman beyninize tokluk sinyalleri iletiliyor. Hızlı yediğinizde de doymanıza rağmen bu sinyaller beyne ulaşma noktasında epey geç kalıyor. Yemekleri yavaş yemeniz durumunda bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

10. İlaçlar


En önemli nedenlerden bir tanesi de kullandığınız çeşitli ilaçların etkisi. Kimi ilaçlarda maalesef iştahın açılması gibi bir sonuç olabiliyor. Tabi buna rağmen ilaçları bıraktığınız zaman bu tip olumsuz etkilerden kolayca uzaklaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla bunları dönemlik bir problem olarak görebiliriz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#14
Sade Kahvenin Az Bilinen Bilimsel Faydaları
Sizin de sabah kalktığınızda ilk aklınıza gelen şey güzel bir kahve içmek mi? Merak etmeyin, çevrenizdekiler bu durumu ne kadar yadırgasalar da doğru yoldasınız. Çünkü sade kahvenin bilimsel açıdan kanıtlanmış olan pek çok faydası var. Gelin bu faydalara hep birlikte göz atalım.

1. Sağlıklı Yaşamın Kapılarını Açar


Alkol tüketerek zamanınızı geçirmek yerine her gün sade bir kahve tüketmek pek çok açıdan daha sağlıklı. Bilimsel araştırmalar da bunu doğrular nitelikte. Her gün düzenli şekilde sade kahve içenlerin siroz gibi hastalıklara yakalanma olasılığı oldukça düşük.


2. Kahve Daha Zeki Olmanızı Tetikler


Kahve içmekle zeka arasındaki bağlantı size biraz garip gelebilir; ancak sade kahvenin zekayı tetiklediği yönünde ciddi öngörüler söz konusu. Kafeinin saykoaktif bir uyarıcı olması bu durumun en önemli nedeni. Kahve içtikten çok kısa bir süre sonra kafein kan akışına katılır. Daha sonra yaklaşık 40 dakika içinde beyne ulaşır. Kafeinin beyne ulaşmasıyla beraber adenozin engellenmiş olur. Dolayısıyla bu durum beyin nöronlarını harekete geçirir.

3. Metabolizmayı Artırır


Kilo u vermek istiyorsunuz. Hiç düşünmeden kahve için. Bu sizin daha aktif bir hayata dahil olmanıza da yardımcı olacak. Yağ yakma arzusunda olanlar için kahve çok ideal bir seçimdir. Elbette kahve tek başına yeterli değildir. Bunu bir de sporla birleştiğinizde yağ yakımını daha da hızlandırabilirsiniz.

4. Besin Maddelerini Almanıza Olanak Tanır


Kahve antioksidan konusundaki ihtiyaçlarınıza önemli ölçüde yanıt verir. Kahvenin içinde yer alan önemli besin değerleri arasında B5, B2, Magnezyum ve Potasyumu sıralayabiliriz.



5. Diyabet Tehlikesini Ortadan Kaldırır


Bu maddeye geçmeden önce hatırlatmak isteriz ki kahveniz şeker ya da krema içermemeli. Çünkü aksi takdirde bu maddeler bir karşılık bulmayacaktır. Bilimsel araştırmalar sade kahve içmenin diyabet riskini ciddi anlamda azalttığını gösteriyor. Eğer sabahları içtiğiniz kahve sayısını ikiye çıkarırsanız şekere yakalanma riskini yaklaşık %27 düzeyinde azaltabilirsiniz.

6. Depresyona Karşı Etkili Olur


Yukarıda da değindiğimiz üzere kahvede bulunan kafeinin miktarı, dopamin düzeyini de ciddi anlamda etkiliyor. Dopamin, mutluluk hormonu olarak da biliniyor. Kahve dışında da dopamin seviyesini yükseltecek besinlere yönelmeniz yerinde olacaktır.

7. Kanser Türlerine Karşı Kalkan Görevi Görür


Gün içinde düzenli ve istikrarlı bir şekilde sade kahve tüketen insanların kansere yakalanma olasılığı görece azalır. Özellikle kahvenin cilt kanseri ve karaciğer kanserine karşı kalkan görevi üstlendiğini söyleyebiliriz.



8. Kalp Sağlığını Korur


Kahvenin bir diğer faydası da kalp sağlığı ile ilgilidir. Kahvenin felce yaklaşık olarak %20 civarında iyi geldiği düşünülüyor. Bunun haricinde çeşitli kalp hastalıklarına karşı da kahvenin altını çizmek gerekiyor. Hatta kalp sağlığı açısından kahve içmekle yürüyüş yapmak arasında ciddi bir benzerlik olduğu düşünülür.

9. Sistemin Temiz Kalmasını Sağlar


Kahvenin idrar sökücü bir işleve sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Kahve sayesinde boşaltım sisteminin işlevini yerine getirmesini sağlayabilirsiniz. Vücutta biriken çeşitli bakterilerin ya da virüsün bir biçimde dışarıya atılması gerekir. Kahve içen insanların genelde bağışıklık sistemi güçlü olduğu için daha nadiren hasta oldukları bilinir.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#15
Detoks Nedir? Nasıl Uygulanır Ve Yararları
Son dönemlerde adından en fazla söz ettiren şeylerden bir tanesi, detoks. Bilindiği üzere vücut stres, sağlıksız beslenme ve çevre kirliliği gibi durumlardan kaynaklı toksin biriktirmeye başlar.

Bu toksinlerin birikmesi ile baş ağrısı, sinirsel bozukluklar, deride döküntüler, uykusuzluk, mide bulantısı, baş dönmesi gibi sorunlar ortaya çıkar.

Beslenme alışkanlıkların düzenlenmesi ile vücudun toksin biriktirmesi engellenebilir. Beslenme tarzınızda yapacağınız değişiklik ve uygulayacağınız bir detoks ile çok daha sağlıklı ve dinç hissedebilirsiniz.


Detoks programları 3,5,7 en fazla 2 haftalık uygulanan beslenme programlarıdır.Uygulamak zor ve disiplin gerektirdiği için en çok tercih edilen detoks programı 3 günlüktür.

Kimlerin Detoks İhtiyacı Vardır Ve Nasıl uygulanır.


Sürekli halsizlik hisseden kişiler, Geçmeyen kronik baş ağrısından şikayetçi olanlar.

Şişkinlik hissi ve sindirim ile ilgili sıkıntıları olanlar mutlaka detoks uygulamalıdır.

Detoks vücuttan toksinleri atmayı kolaylaştıran beslenme programı olduğu için yoğun olarak çiğ sebze ve meyve tüketiminden oluşur. Et, yağlı, şekerli gıdalar, kafeinden uzak durmak gerekir. Azda olsa bazı detoks programları hayvansal ürünler ve balık eti de bulunur. Detoks programı doktor onayı alındıktan sonra yapılmalıdır..

Detoks Sırasında Vitaminlerin Önemi


Detoks için yapılacak işlemler esnasında kişilerin mutlaka beslenme programlarını düzenlemesi gerekmektedir. Bunun için antioksidan vitaminlerden yararlanılabilir. Uzmanlar B3, C, selenyum, A ve E vitaminlerinin beslenme düzenine eklenmesini tavsiye etmektedir. Bilinenin aksine birkaç günlük ya da 1 haftalık detoks programları istenilen etkinin elde edilmemesine neden olmaktadır. Detoks yapılırken dilin üzerinde katman oluşuyor, idrar kahverengi olarak çıkıyor, bağırsaklar ağrıyor, ağızda kişiyi rahatsız edecek bir koku oluşuyorsa yapılan detoks programı kas yıkımına neden olmaktadır.



Detoks programı içerisinde sağlıklı yağlar, kuru yemişler, rafine edilmemiş tahıllar, meyveler ve sebzeler mutlaka bulunmalıdır. Böylece vücut ihtiyaç duymuş olduğu her şeyi alacak, bu esnada da içerisindeki toksinlerden kurtulmuş olacaktır.

Çiğ Beslenme


İnsanlar genel olarak besinleri pişirerek tüketiyor. Şimdilerde ise besinler herhangi bir pişirme işlemine tabi tutulmadan tüketilmekte. Böylece besinler sindirim için gerekli olan yüksek orandaki enzimleri içerisinde barındırmaktadır. Çiğ beslenmedeki en önemli nokta ise yenilecek besinlerin et olmaması. Uzmanlara göre çiğ beslenmek, yüksek vitamin ve mineral almayı sağlayarak enerjik bir yaşamın kapılarını açıyor.

Sebze ve Meyvelerin Suyu Sıkılıp Mı Tüketilmeli?


Detoks uygulanırken sebzelerin suyunu sıkıp tüketmek zorunlu değildir. Bu sadece çiğ olarak tüketilmekte zorluk çekilecek bir takım sebzelerin tadını karıştırıp tüketmek daha kolay olacağını düşünüldüğü için uygulanır. Aksine çiğneyerek tüketmek hem doyma hissinizi arttıracak ve katı besinlerin sindirimi daha geç olacağından tok hissetme sürenizi uzatacaktır. Bundan dolayı eğer tatları sizi aşırı rahatsız etmiyorsa sıkıp içmek yerine sebzeleri çiğ ve çiğneyerek tüketmeniz daha doğru olacaktır.

Alkali Su


Detoks programı esnasında mutlaka içilen suya da dikkat edilmelidir. İçtiğiniz su Alkali olması tercih edilmelidir. Alkali su bazik bir yapıya sahiptir böylece vücuttaki toksinleri nötr hala gelmesini ve kolaylıkla vücuttan atılmasını sağlar.

Alkali su nasıl hazırlanır?
  • Bunun için bir limon ve biraz deniz tuzuna ihtiyacınız var. Akşamdan 2 litre suya 1 adet limon dilimlenip atılmalı ve 8 saat bekletildikten sonra, 1 çay kaşığı tuz ilavesi ile suyunuzun Ph değeri yükselecek ve alkali suyunuz hazır.
  • İkinci yöntem ise karbonat ilave ederek hazırlayabileceğiniz alkali su. Karbonat koyarak alkali su elde etmek için 1,5 lt suya 1 çay kaşığı karbonat ilave ettikten sonra 2-3 saat dinlendirilir ve alkali suyunuz hazır.
Detoks uygulanırken günlük en az 3 litre su tüketilmesi gerektiği unutulmamalı.Alkali suyun yanı sıra badem sütü de içilebilir. Üstelik bu sütü evde yapmak oldukça kolay. Bir su bardağı çiğ badem ve 4 su bardağı içme suyu geceden hazırlanarak en az 8 saat olmak üzere 24 saate kadar bekletilmeli. Daha sonrasında da ortaya çıkan süt ister süzülerek ister süzülmeden bademleri ile birlikte sorunsuzca tüketilebilir.

Uyarı;
Alkali su tüketileceği zaman mutlaka bir uzaman ve doktor danışılmalı. yüksek tansiyon ve tuz diyetinde olan kişilere zararlı olabilir. Doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Ayrıca İngiliz karbonatının bazı insanlar üzerinde olumsuz yan etkileri olabileceğinden mutlaka uzaman kontrolü ve tavsiyesinden sonra tercih edilmeli.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#16
Pi Sayısına Dair Her Şey Burada
Pi Sayısı” hiç kuşku yok ki Matematik alanının en popüler, en fenomen sayısıdır. Hatta öyle ki bu özel sayı ile alakalı özel bir gün bile var. 14 Mart, tüm dünyada “Pi Sayısı Günü” olarak kutlanıyor. ABD tarih formatında 14 Mart günü 3/14 biçiminde geçiyor.

Pi Sayısı nedir?


Pi sayısı esasen bir oranı ifade eder. Bir dairenin çevresinin çapına bölünmesi sonucu ortaya çıkan değerdir. Pi Sayısının tarihte kim tarafından bulunduğuna dair herhangi bir veri yoktur. Çünkü Pi Sayısı tarih boyunca çok farklı milletlerce kullanılmıştır. Babiller, Akdeniz medeniyetleri ya da Orta Doğu ülkeleri, söz konusu sayıyı aktif olarak kullandı. Aslında her uygarlık Pi Sayısını farklı bir değer olarak kabul etti. Buna rağmen en kabul gören değeri 3.14 şeklindedir.



Yunan Alfabesinin 16. Harfi


Pi sayısının sembolü bizzat Yunan alfabesinden kaynaklanıyor. Yunan alfabesindeki 16. harf, Pi sayısı için kullanılan sembolle aynıdır. Özellikle 1737 senesinde L. Euler isimli matematikçi bu sembolü sıklıkla kullandı ve kendisinden sonra gelen matematikçileri de etkiledi. Pi sayısı M.Ö. 2000’li yıllardan bu yana kullanılıyor. Babiller Pi sayısını 3,125 olarak kabul etmiştir. Eski Yunan’da ise Pi sayısının 3,162 olarak kabul edildiği görülüyor. Zaman içinde pi sayısının virgül sonrası 20 basamağı dahi hesaplanmıştır.



Pi sayısı bir matematiksel sabit olarak geçiyor. Çok eski yıllardan bu yana kullanılması, çember gibi popüler bir figürle ilgili olması, popülerliğini her daim taze tutmuştur. Matematik bilimi içinde belli bir karmaşaya sahip olsa da popüler dünyanın içinde kültürel bir öğe olarak kabul edilen Pi Sayısı, pek çok alanda tema olarak ele alınmıştır. Yakın zaman önce Pi ile alakalı özel bir sinema filmi bile yapıldı.



Guinnes Rekorlar Kitabına Girdi


Aşırı tutucu dinciler, eğitim kurumlarında Pi sayısının 3 şeklinde öğretilmesini savunmuşlardır. Guinnes Dünya Rekorları Kitabı’nda Pi Sayısı ile ilgili bir bölüm bulunmaktadır. Bir katılımcı Pi sayısının 100 bin rakamını ezberlemiştir. Rekor, tam 24 saatlik bir zaman dilimine yayılmıştır. Diğer yandan İngiltere’de Pi Sayısından ilham alınarak bir şiir yazma biçimi bile ortaya çıkmıştır. Yani Pi Sayısı edebiyat alanında bile kendini var etmeyi başarmıştır. Şu ana dek Pi sayısı 1.24 trilyoncu basamağa dek hesaplanabilmiştir. Bu rakamı bilgisayara aktarabilmek için geniş çaplı bir hard diske ihtiyaç duyulmaktadır.



Bütün Verileri Kapsar


Pi uzun biçimde yazıldığında potansiyel olarak her türlü veriyi içinde barındırır. Harflerle, rakamlar arasındaki sonsuz kombinasyonlar birer kod gibi burada yer alır. Bugün matematikte pek çok hesaplamada Pi sayısına başvuruluyor. En karmaşık formüllerde dahi Pi sayısının varlığı kurtarıcı olabiliyor. Bu anlamda matematik için gerçek anlamda mucizevi bir keşiftir diyebiliriz. Pi sayısının bilinen sembolü π şeklindedir.

Pi sayısı ne işe yarar! İzleyin…


 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#17
Yabancı Dil Öğrenmek Size Ne Sağlar?


Yabancı dile adapte olmak her açıdan çok zorlu bir süreçtir. En az bir yabancı dil öğrenmek adına türlü yöntemlere başvururuz. Hem teorik hem de pratik anlamda yabancı dil öğrenmek, eğitim ya da iş hayatımızda bize yeni kapılar açar. Bu ayrıcalıklardan yararlanmak yabancı dil konusunda bizi motive eder. Yabancı dil bilmenin size katacaklarına biraz daha yakından bakalım.

1. Kavrama Hızınızı Yükseltir


Yabancı dil öğrenmek, doğrudan ya da dolaylı yoldan bir tür beyin egzersizidir. Dil öğrenmek soyut pek çok probleme karşılık vermeyi zorunlu kılar. Bunu da yaşamınızdaki diğer öğrenme süreçlerinize yansıtabilirsiniz. Yabancı dil öğrenen insanların, öğrenme ya da kavrama hızında önemli bir artış olduğu saptanmıştır. Bu süreç aynı zamanda bellek kapasitenizi de genişletir.


Dil öğrenme süreçlerinde esasen sadece o dili öğrenmekle kalmazsınız, bundan sonra diğer yabancı dilleri öğrenmeye dair de çok önemli doneler elde edersiniz. En azından yabancı dil bilmenin temel kurallarını ve mantığını algılamanız kolaylaşacaktır. Mesela İspanyolca öğrendikten sonra Portekizce öğrenmeniz kolaylaşır. Fransızca öğreniyorsanız İspanyolca öğrenme olasılığınız artar. Aynı zamanda Latin kökenli pek çok dil arasında binlerce ortak kelimenin bulunması işinizi epey kolaylaştıracaktır.

2. Sayısal Kabiliyetiniz Yükselir


İlla matematikle ilgili olarak doğuştan bir yeteneğe sahip olmak durumunda değilsiniz. Yepyeni bir dil öğrenmek suretiyle matematiksel problemlerin çözümünde etkili olabilirsiniz. 2007 senesinde ABD’de bu konuda yapılan kapsamlı bir araştırma, söz konusu iddiayı destekliyor. İkinci bir dil becerisi olan öğrencilerin yabancı dil bilmeyen öğrencilere kıyasla daha yüksek bir okul performansı gösterdiği kanıtlanmıştır. Yabancı dil sürecini diri tuttukça sayısal zekânız da bu durumdan olumlu etkilenecektir.

3. Yabancı Dil Sizi İyi Bir Dinleyici Yapar


Yabancı dil öğrenme süreçlerinde ister istemez iyi bir dinleyici olmaya odaklanırsınız. Bu zaten yabancı dil bilmenin temel kuralları arasında yer alır. Eğer bunu yapmazsanız sözcüklerin tonlamalarında, telaffuzlarda ciddi sorunlar yaşanabilir. Kendinizi iyi bir dinleyici olarak yetiştirirseniz bunun size büyük geri getirileri olur. Samimi ilişkiler kurmanın ilk kuralı karşı tarafın sözünü hiç kesmemek ve ilgiyi azaltmadan dinlemektir. Yabancı dil bu pratiği size dolaylı yoldan sağlayacaktır.

4. Öz Güven Sağlar


Araştırmalar fazla dil bilen insanların öz güvenlerin çok daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Zaten kendiniz için bir hedef belirledikten sonra o hedefe başarılı bir şekilde ulaşmışsanız otomatik olarak öz güveniniz yükselir. Ana dili İngilizce olan biriyle 1 dakika konuşabilmek bile sizin güveninizi yükseltir. Seviyenizi daha da artırma noktasında bu durum size cesaret verir. Ayrıca dil öğrenme becerinizin artması, sosyal yaşamınıza da doğrudan yansır. Medeni cesaretinizdeki artış, insanlarla daha kolay iletişim kurmanızı sağlar.



5. Beyin Hastalıklarının Önüne Geçer


İnsanlar sağlıklı olma noktasında genelde dış görünüşleriyle alakalı organlarına kıymet veriyor. Oysa sağlıklı olmanın temel koşullarından biri de beyindir. Yaşamsal fonksiyonlarımızın temel yapı taşı olan beynimiz olmadan vücuttaki diğer organların hiçbir önemi yoktur. Bu nedenle temel öncelik her zaman beyinde olmalıdır. Yapılan araştırmalar yabancı dil öğrenen insanlarda unutkanlık, bunama gibi rahatsızlıkların görece çok daha az görüldüğüne işaret ediyor. Yabancı dil sinirsel yollara çeşitlilik katar. Bu sayede bilgi beyinde çok daha verimli şekilde işlenir.

6. Kendi Dilinizi Geliştirirsiniz


Bu durum, yabancı dil öğrenme süreçlerinde genelde atlanan bir detaydır. Yabancı dile odaklanırken aslında bir yandan da kendi dilinizi geliştirdiğinizi fark etmezsiniz. Yabancı dil öğrenmek, anadili besleyen bir süreçtir. İyi bir şekilde dil öğrenmek için kendi ana diliniz üzerinden kıyaslamalar yapmak durumundasınız. Kendi dilinizin gramerine hakim olmadan yabancı dile adapte olamazsınız.

7. Yaratıcı Zekanız Artar


Dil öğrenme süreçleri genelde bir yapboza benzetilir. Parçaları birleştirmek adına yaratıcı olmak zorundasınız. Biri size bir şey söylediğinde bazı sözcükleri anlar, bazılarını ise kafanızda mantıklı bir şekilde tamamlamaya çalışırsınız. Burada tamamen yaratıcı zekanın varlığı devreye girecektir.



8. Kültür Düzeyinizi Artırır


Yabancı dil öğrenirken doğa olarak o ülkelerin kültürleriyle de ilgilenirsiniz. Bu zaten kaçınılmaz bir süreçtir. Karşınıza sürekli yerel kültüre ait kodlar çıkacaktır. Yeni dil yeni insanlarla etkileşimi sağlar. Dil, insanın yetiştirdiği kültürel atmosfere dair doneler sunar.

9. Kariyerinize Yön Verir


İş başvurularında genelde size sorulan soruların başında bildiğiniz yabancı diller gelir. İyi bir kariyer yapmak adına yabancı diller size pek çok kapıyı açacaktır. Yabancı dil sayınız pozisyonunuzu, maaşınızı doğrudan etkileyen bir faktördür. Hele küreselleşmenin bu denli bir noktaya evrildiği günümüzde yabancı dil bilenler hemen fark yaratıyor. Yakın zaman sonra ikinci bir dil bilmek sıradan bir işleve dönüşecek gibi görünüyor.

10. Yeni Gezi/Seyahat Deneyimleri Tadarsınız


Yabancı dil bilmenin belki de en özel tarafı yepyeni kültürlere yepyeni ülkelere kucak açabilecek olmanızdır. Çoğu kişi sadece yabancı dil konusundaki başarısızlığından dolayı yeni kültürlerle tanışamıyor. Oysa yeni öğrenilen her dil size yeni seyahat şansları verir. Örneğin Portekizce öğrendikten sonra Portekiz’e gitmek, oraya bir turist olarak gitmekten çok daha farklı ve keyifli bir deneyim yaşatacaktır. Yaptığınız seyahatin kalitesinin ciddi anlamda yükseldiğine şahitlik edebilirsiniz. Sizler de yepyeni kültürler ve insanlar tanımak, kariyerinizde yepyeni bir pencere açmak, yaratıcılığınızı ve beyin sağlığınızı geliştirmek adına bir an önce yeni bir dil öğrenmeye çalışın.

Yabancı Dil Öğretmekle ilgili bu içerikleri de mutlaka okuyun!
  1. Kolayca Yabancı Dil Öğrenmek İçin 9 Taktik
  2. Ücret Ödemeden İngilizce Öğrenebileceğiniz siteler
  3. Dizi İzleyerek İngilizce Öğrenmek
  4. İngilizce Konuşmayı Öğrenmenin En etkili Yöntemleri
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#18
İnsanların Kişiliğini Ses tonundan tanıyabilmeniz için 13 Madde
Ses tonu deyip geçmeyin, ses tonunuz karakter yapınızla ilgili olarak pek çok done veriyor. Belli ses tonlarının bazı karakter tipleriyle büyük ölçüde örtüştüğüne bu yazımızı okuduktan sonra sizler de katılacaksınız. Ses tonu ve karakterler arasındaki ilişkilere gelin birlikte göz atalım.
1. Girişken İnsanların Ses Tonu

Sesinizi duyan bir uzman sizin fiziksel ya da manevi özellikleriniz hakkında bir fikir sunabilir. Örneğin dışa dönük biri olup olmadığınız ses tonunuz üzerinden anlaşılabilir. Yapılan araştırmalar girişken insanların çok daha yüksek bir ses tonuyla konuştuğunu, içine kapanık olan insanların ise yavaş bir tonla konuştuğunu gösteriyor.

2. Güvenilir Biri misinizi?

Sesinize bakarak ne kadar güvenilir biri olup olmadığınız hakkında çeşitli öngörülerde bulunmak mümkün. Bu konuda özel bir çalışma yapıldı ve katılımcılardan “merhaba” kelimesini söylemeleri istendi. Çalışma sonunda tam 64 ayrı ton elde edildi. Bu tonlar deneklere dinletildi. Denekler merhaba kelimesini daha net ve daha yüksek söyleyen insanların daha güvenilir olduğunu belirtti. Denekler, kelimeyi düşük bir tonla söyleyen kişilerin ise hem kendilerine karşı güvensiz olduğunu hem de genel anlamda güven vermediğini belirttiler.
3. Sesin Boyun Hakkında Ne Söylüyor?

Sesinize bakarak ne denli uzun biri olup olmadığınızı anlayabiliriz. Bu konuda bugüne dek sayısız çalışma yapılmıştır. Bir çalışmada örneğin farklı boylara sahip olan kişilerin sesleri kaydedildi ve deneklere dinletildi. Denekler dinledikleri seslere göre büyük ölçüde boy sıralamasını doğru bir şekilde gerçekleştirdi. Çalışmada sesleri kaydedilen 5 kişi arasında en uzun olanı tespit etme oranı %62 düzeyinde çıktı. İnsanlar genelde uzun boylu insanların kalın ve yok bir sese sahip olduğunu düşünüyor.
4. Doğurganlık Durumu

Sesiniz aynı zamanda doğurganlık düzeyiniz hakkında da pek çok şey söylüyor. Yumurtlama dönemlerinde adet dönemlerine kıyasla kadınların sesleri daha yüksek çıkabiliyor. Bu teori, da 69 kadının katıldığı bir çalışmayla desteklendi.
5. Ses Tonunuz, Güç ve Kuvvet Durumunuzu Yansıtır

Ses tonunuz ile gücünüz arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Özellikle ses tonunuzdan yola çıkarak fiziksek anlamda ne kadar kuvvetli biri olup olmadığınız tahmin edilebilir. Güçlü olan erkeklerin çoğunlukla sesleri kalın ve derin oluyor.


6. Parkinson Hastalığı

Parkinson hastalarının ses tonunda pek çok ortaklık söz konusu. Özellikle ses tonundaki anlık düşüşler ve yükselişler bu hastalığa işaret eder. Örneğin konuşmanın başlangıç aşamasında konuşma yavaşsa, ses tonu giderek daha da düşüyor ve nihayetinde titremeler netleşiyor.
7. Profesyonel Kariyer

Bu başlığa özel bir yer açmamız gerekiyor. Çünkü ses tonunuzla profesyonel kariyeriniz arasında çok güvenilir bir bağ var. Hatta yapılan araştırmalar kariyerimizi bir ölçüde şekillendiren şeylerden birinin ses tonumuz olduğunu gösteriyor. Ses tonu titrek olan, akıcı konuşma problemi yaşayan insanların işe alınma olasılıkları daha düşüktür. Çünkü bu tip insanlar iş görüşmelerinde pek güve vermezler. Bu durum bilhassa kadınlar için daha bağlayıcıdır. Eğer çalışacağınız iş özellikle de müşteri ilişkilerine dayalıysa o zaman bu tip detaylar çok daha belirleyici olabiliyor. Satış pazarlama departmanlarında doğru ve etkili iletişim, belirleyici faktörlerin başında gelir. Nihayetinde her tonlama farklı farklı anlamlar ve etkiler yaratır. Tonlamayı doğru şekilde ayarlayan kişiler cümle içinde neyi vurgulamak istiyorlarsa onu vurgularlar. Tabi tonlama ve kelime dağarcığınızı bir de vücut dilinizle birleştirdiğinizde sizi genel anlamda parlak bir kariyer bekleyecektir. İşe alım süreçlerinde teknik detaylar kadar bu tip detaylara da odaklanıldığını unutmayın.
8. Hangi Ses Tonu Daha Seksi

Ses tonunuz büyük ölçüde öz güveninizi yansıtır. Öz güven sizi seksi kılar. Genelde tok ve derin bir sese sahip olan kişiler, ne istediklerini bildikleri duygusunu uyandırırlar. Bu insanlar çevrelerine daha kolay güven verir. Sesleri titremez, es vermeden akıcı şekilde konuşurlar. Konuşmaları hayranlık uyandırır. Yüreklerinden ve samimi konuştukları belli olur. Pes ve şevkli ses tonlarını bu kapsamda değerlendirebiliriz.


9. Aşırı Alçak Sese Dikkat

Çok düşük ses tonuyla konuşan insanlara bir nebze şüpheyle bakmak gerekir. Bu genelde onlar için bir güç oyunu aracıdır. Kendilerinin ne denli zayıf ve masum olduğunu size kanıtlamaya çalışırlar. Kısa bir zaman sonra işler istedikleri gibi gitmediğinde ses tonlarının hemen nasıl değişeceğini göreceksiniz.
10. Aşırı Yüksek Ses Gösterişe İşaret

Ses tonu daima yüksek olan insanlar çoğunlukla kibirli ve gösteriş meraklısı olurlar. Her şeyi kontrol etmekten büyük zevk alırlar. Aynı zamanda bencildirler ve kendilerine odaklıdırlar. Ekip çalışmalarında genelde sevilmeyen figür olarak yer alır. Özünde kendilerine olan güvenlerinde ciddi bir eksiklik vardır. Düşmanlık duygularına çok açık ve sosyal farkındalıkları zayıf kişilerdir.
11. Telaşlı Tonlar

Konuşurken dünyanın en basit ve en sıradan konularını bile büyük bir abartı ve panik duygusuyla aktaran kişilerdir. Bu kişiler ne yazık ki otoriteye bağlıdır. Ayrıca ilginin her zaman odağında yer almak isterler. Eğer konuşmanın ortasında konuyu kendinize çekerseniz ustalıkla konuyu yeniden kendi tarafına çekmeyi başaracaktır. Sizi genelde konuşmanın bir aracı olarak görür. O yüzden telaşlı tonlardan biraz uzak durmak gerekiyor.


12. Çenesini Kıpırdatmadan Konuşanlar

Bu tip robotik kişilerin karakter yapıları tam olarak ses tonlarına da yansır. Genelde genizden konuşuyor gibidirler. Çenelerinde neredeyse hiçbir kıpırdama olmadan konuşmayı sürdürürler. Bu kişilerde bastırılmış bir öfke söz konusudur. İnsanlara karşı yargılayıcı olmaya eğilimlidirler.
13. Sevimli Ses Tonları

Bu sevimli tonlar sizi aldatmasın. Çünkü genelde bu tip tonlarda konuşan insanlar omurgasız olabiliyor. Sağlam bir duruşu ve tavrı olmayan bu kişiler, ikili oynamaya çok açıktırlar. Size bir şey anlattığında çaktırmadan esasen başka bir şeyi empoze etmeye çalışır. Konuşmalarda hep bir tutarsızlık vardır ve bunu fark etmek pek zamanınızı almayacaktır.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#19
Bu Besinler Adeta Birer Doğal Antibiyotik!
Antibiyotikler, bakteri temelli enfeksiyonları engellemek adına kullandığımız önemli ilaçlardır. Antibiyotikler doğru zamanda ve doktor kontrolünde kullanılmadığında istenmeyen sonuçlar yaratabilir. Antibiyotikler bakterilere karşı kısa sürede hızlı çözümler üretir. Toplumda bu ilaçlara karşı doğru bilinen pek çok yanlış olduğunu hatırlatalım. Yanlış ve bilinçsiz kullanımlar savunma mekanizmamıza zararlar verebilir. Aslında doğanın bize bahşettiği doğal antibiyotiklere yönelmek çoğu zaman daha sağlıklı bir yönelimdir. Enfeksiyonlar karşısında vücut direncinizi yükseltecek olan doğal antibiyotikleri bu listede bir araya getirdik.

Sarımsak


Sarımsak doğal antibiyotik denildiği zaman akla gelen ilk bitki türüdür. Evlerimizde, özellikle yemeklerde yaygın olarak kullandığımız sarımsağın faydaları saymakla bitmez. Sarımsağın içindeki alisin özü, antibakteriyel bir niteliğe sahiptir. Sarımsak tüketiminin en önemli taraflarından biri de vücutta yer alan yararlı bakterilere herhangi bir zararının olmaması. Kokusunu umursamadan her gün tüketmeye özen gösterin.


Bal


Tadı güzel, rengi güzel, kokusu güzel. Daha ne olsun. Bal doğanın tüm mucizelerini bünyesinde barındırıyor. Antik çağda bal yaraların tedavi edilmesinde kullanılıyordu. O zamandan bugüne en etkili doğal antibiyotiklerden biri olmayı sürdürüyor. Balın antiseptik özelliği bu direncin en önemli nedeni. Bal tükettiğinizde bakterilerin türemesi engelleneceği için toksinler de temizlenmiş olur. Bal aynı zamanda karaciğerin de daha etkili çalışmasına yardımcı olur. Tabi ülkemizde bal konusunda ciddi bir nitelik karmaşası var. Nitelikli ve organik balı tercih etmeniz oldukça önemlidir. Özellikle de balın işlenmemesine dikkat ediniz.

Lahana


Lahananın içinde kükürt bulunur. Tıpkı brokoli ve karalahana gibi kansere karşı çok etkili bir silahtır. Ufak bir kase bile yeseniz günlük C vitamini ihtiyacınız önemli ölçüde karşılanmış olur. Lahanın besin değerleri oldukça yüksektir. Lahanayı yemek olarak ya da doğrudan salata olarak tüketebilirsiniz.

Elma Sirkesi


İşlenmemiş olan elma sirkesi genelde salatalarda veya bizzat yemeklerde kullanılıyor. Hem kolesterolü hem de kanser olasılığını önemli ölçüde azaltan elma sirkesi, kanı alkalize eder. Bu sayede de toksinlerin vücuttan atılması kolaylaşır. Aynı zamanda kilonuzu kontrol altına almak için de elma sirkesini bol bol tüketmeniz önerilir. Yemekte tercih edeceğiniz sebzeleri birkaç saat öncesinden sirkeli suyun içinde bekletmeniz yararınıza olacaktır.



Hindistan Cevizi Yağı


Hindistan cevizi yağı genelde güzellik tariflerinde tercih ediliyor. Bu yağın bir diğer mucizesi de antimikrobiyal etkisidir. Aynı zamanda antioksidanlara sahip olması da bağışıklık sistemine güç katar. Kan şekerinizi dengelemek ve hatta zihinsel fonksiyonları harekete geçirmek için de Hindistan cevizi yağını kullanabilirsiniz. Sabahları kahve içme alışkanlığınız varsa, içine bir kaşık Hindistan cevizi yağından koymanızı öneriyoruz.

Kekik Yağı


Kekik yağının içinde karvakol adı verilen bir tür antimikrobiyaller bulunur. Bu durum vücut direncini artırır. Kekik yağı tıp alanında henüz keşfedilmiş bir mucize değildir. Çok eski zamanlardan bu yana antiviral niteliğe sahip olan kekik yağı, farklı toplumlarca kullanılmış. Kekik yağı bilhassa parazit oluşumlarına karşı son derece etkilidir. Diğer yandan da yaraların iyileşme süreçlerinde veya solunum sorunlarında kekik yağına başvurabilirsiniz.

Zerdeçal


Zerdeçal bilindiği üzere Hint mutfağının sembolik lezzetleri arasında yer alıyor. Bu mucizevi baharata Çin’de de rastlamak mümkün. Zereçal bilhassa yaraların iyileşmesinde ya da enfeksiyonların tedavi süreçlerinde başvurulan bir baharat. Ayrıca mide konusunda çeşitli rahatsızlıklar yaşıyorsanız da zerdeçal sizin için doğru adres olacaktır. Dilerseniz zerdeçal özlü besini takviyelerine de yönelmeniz mümkün.



Ekinezya


Ekinezya; çoğunlukla yara oluşumlarına karşı ya da bakteri odaklı enfeksiyonların engellenmesinde kullanılır. Doğal antibiyotikler arasında her daim kendine yer bulmayı başaran ekinezya aynı zamanda kan zehirlenmelerinde de kullanılıyor. Günümüzde ekinezya, krem veya merhem biçiminde de satılıyor. Gün içinde ortalama bir bardak tüketmeniz halinde bakteri enfeksiyonlarını ortadan kaldırabilirsiniz.

Zencefil


Doğal antibiyotik özelliğine sahip olan zencefil, bu listede olmayı fazlasıyla hak ediyor. Zencefil pek çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Bilhassa taze olarak tüketilmesi patojenlere karşı etkili sonuçların alınmasını sağlıyor. Zencefil diğer yandan da dişeti enfeksiyon problemlerinde kullanılır. Dilerseniz zencefili kuru şekilde de tüketmeniz mümkün. Çay olarak tüketmek isterseniz de bir nebze bal ya da limon ilave etmeniz daha iyi sonuç verecektir.

Greyfurt Çekirdeği Özü


Doğal bir antiseptik olan greyfurt çekirdeği özü çok ayıda virüs, bakteri ya da mantar üstünde olumlu yönde etkili olmuştur. Aynı zamanda içinde yer alan antioksidandan dolayı bağışıklık sistemini dirençli tutar. Çekirdek özü bol düzeyde C vitamini bulundurur.

Tabi bütün bu sözünü ettiğimiz doğal antibiyotikler dışında doğanın bize armağan ettiği nice mucize var. Kırmızı biberden defne yaprağına, tarçından fesleğene dek pek çok bitkiyi evinizde birer doğal kalkan olarak bulundurmanız önemli. Bütün bunların vücudun bakterilere karşı savaşında destekleyici birer etken olduğunu unutmayın.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
972
Beğeniler
704
Yaş
55
Konum
İstanbul
#20
Araştırmalara Göre Kel Erkekler Daha Zeki ve Daha Başarılı
Kellik sadece ülkemizde değil tüm dünyada bir tabu olarak görülür. Erkekler açısından kellik genel anlamda bir kabus gibi görülür. Saçların dökülmeye başlamasıyla birlikte daha az çekici görüneceklerine olan inanç, öz güvenlerini de olumsuz yönde etkileyebilir. Buna rağmen kellikle alakalı son dönemde yapılan araştırmalar kellere bazı teselliler veriyor.



Saç dökülmeleri henüz 20’lü yaşlardan başlamak kaydıyla erkekler adına ciddi bir probleme dönüşür. Kadınlar bu konuda genel anlamda şanslı olsalar da erkek tipi dökülme, pek çok erkeğin karşılaştığı bir sorun. Neyse ki birkaç yıllık kabullenememe sürecinden sonra erkekler bir şekilde azalan saçlarına alışmak durumunda kalırlar. Hatta öyle ki kellikleriyle barışıp kendilerine yeni yeni tarzlar oluştururlar. Kimilerinin yeni görüntüsü saçlı hallerinden bile iyi hale gelebilir.


Araştırmalar Ezber Bozuyor


Keller kendilerini çekici ya da erkeksi bulmazlar ancak araştırmalar bunun aksini söyler. Kellerin bu konuda derlenmesine, kendilerini yiyip bitirmelerine hiç gerek yok. Kellerin öz güvenleri düşünülenin aksine aslında daha yüksek olduğu araştırmadan çıkan en çarpıcı sonuç. Diğer yandan kel erkeklerin çoğunlukla daha zeki, daha başarılı oldukları kabul görüyor. Buna rağmen bazı erkekler akıllı olmaktan ya da başarılı olmaktan ziyade saçlarının olmasını tercih edebiliyor. Bu, hayattaki genel önceliklerle alakalı bir durum olsa gerek.

Keller Sosyal Yaşamda Çok Baskındırlar


Amerika’nın Florida bölgesinde yer alan Barry Üniversitesi, yakın zaman önce tam olarak bu konuda özel bir çalışma yürüttü. Bu çalışmada daha çok kellerin sosyal yönlerine odaklanıldı. Araştırmadan çıkan sonuca göre kel erkekler sosyal yaşamlarında oldukça aktif ve lider rolünde. Bazı kadınlar için saçlı kadınlar daha çekici bulunsa bile, kellerin ekonomik statü bakımından önde olduğu duygusu, araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu. Ayrıca kel erkekler bir tehdit unsuru olmaktan uzak görünürler. Araştırmaya katılan kadınların çoğu kel erkeklerin daha fazla güven verdiğini ifade etmiştir.

Kültürel Birikimleri İyidir


Yapılan araştırmada profesör F. Muscarella, kadınlardan erkekleri 4 ayrı ölçüye göre değerlendirmelerini istemiş. Bu kriterler çekicilik, uzlaşma eğilimleri, olgunluk düzeyi ve şiddet potansiyeli olarak belirlenmiş. Araştırmada bir grupta saçlı erkekler, diğer grupta ise bizzat aynı kişilerin sanal ortamda saçları kazınmış halleri yer almış. Katılımcılar kel erkeklerin daha dürüst, daha kültürlü ve birikimli, daha erkeksi göründüklerini belirtmiş.



Ayrı Çalışmalar Aynı Sonucu Veriyor


Profesörün ortaya koyduğu sonuçlar, Pensilvanya Üniversitesi’nin yaptığı başka bir çalışma tarafından da onaylanmış oldu. Zaten kellerin sosyal yaşamlarındaki algıları üzerine yapılan çalışmalarda genel anlamda bu tip sonuçlar pekişiyor. Bu çalışmaların ortak sonucu kellerin daha güçlü, daha başarılı ve lider ruhlu görünmeleridir. Tabi kel olmanın normal koşullarda insanın karakteristik özelliğine bir katkı sunması beklenemez. Burada vurgulanan unsur kellerin toplumsal düzeyde nasıl bir algı oluşturduğu üzerine. Yoksa elbette kel olmasına rağmen başarısız, pasif, güçsüz ve de aptal pek çok insan var. Bu araştırmalar imajın algılar üzerine düşündürdüklerini kapsıyor diyebiliriz.

Keller Adeta Bir Bilge Gibi Görülüyor


Kellerin seksi ve çekici oldukları bir şehir efsanesi gibi yayılmıştır; ancak son zamanlarda bunun yanında bir de kellerin daha zeki olduklarına dair bir inanış söz konusu. Hatta öyle ki kel erkeklerin adeta bir bilge gibi göründüklerine inananların sayısı bir hayli fazla. Saarland Üniversitesi’nin bu konuda 20 bin kişiyle yaptığı araştırma, bu durumu doğruluyor.

Bu Durum Tamamen Kel Olan Erkekler İçin Geçerli


Saçların belli bir bölümü kelleşmiş bir kişi için tamamen kel diye bahsetmek mümkün mü? En azından bu araştırma saçlarını tamamen kazıtan kişiler ya da saçlarının tamamı dökülen kişilere odaklanmış. Saçlarının bir bölümü dökülmüş, bir bölümü açılmış kişiler tam aksine saçlarını kazıtan kişilere kıyasla erkeksi bulunmuyorlar. Bu kişiler aynı zamanda daha zayıf ve başarısız görünüyorlar. Saçlarını kazıtan erkeklerin bu durumdan asla utanmamaları, kontrolün de tamamen kendilerinde olduğu algısını doğuruyor. Bu da haliyle saçlarını kazıtan kişileri daha seksi, daha çekici hale getiriyor.

Bu yazıdan sonra erkeklerin daha başarılı, çekici ve zeki görünmek için vakit kaybetmeksizin saçlarını kazıması muhtemel.

Kaynaklar

  1. bbc.
  2. theleaders