Neler yeni

ATATÜRK İle İlgili Anılar

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#1
Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı.
Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu.
İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı.
O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu.
Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
-Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

--------------------

HAZIRIZ
Günlerden birgün İtalyan Büyükelçisi, Atatürk ile görüsmek ister ve
huzura kabul edilir.
O zamanin muhtelif ekonomik-siyasi konulari hakkinda konusulduktan
sonra, Büyükelçi :
-Ekselans, dün Roma ile yapmis oldugum bir görüsmede hükümetimizin
Hatay'i almak istedigi kararini size iletmem söylendi" der.
Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye birşeyler daha ikram
eder ve iki dakikaliginina odadan ayrilir.
Döndügünde ayaginda çizmeleri, üzerinde maresal üniformasi, belinde
tabancasi vardir. Dogruca masasina gider, manyetolu telefondan Maresal
Fevzi Çakmak'ın baglanmasini ister ve Çakmak' a:
- Pasa, İtalyan dostlarimiz Hatay'a gelmek istiyorlarmis. Hazir
miyiz?
Fevzi Çakmak durumu anlar ve "biz haziriz Pasam" diye yanitlar...
Ata, Büyükelçiye döner ve: "Biz hazirmisiz. Hükümetinize söyleyin, ne zaman
isterlerse gelip Hatay'i alabilirler" der.

--------------------

Kurtuluş savaşından bir anı
Izmir kurtuldu, cok tatli bir yorgunluk,Ankara'ya hareket edecekler. Ertesi gun kompartimanin kapisini calar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatini yikamaktadir Ataturk.

Yaveri "ya pasam bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye boylesiniz" der.
"Ya çocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz. Kolumu yastik yaptim agridi setremi yastik yaptim usudum bende uyumadim kalktim" der.

Yaveri; "aman pasam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik" der.
Ve bir ulke kurtarmaktan donen komutan soyluyor bunlari tarihi bir cevap der ki "Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.Hicbirinize kiyamadim.
Onemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".

--------------------

LAİKLİK
İlk Melis'te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis'e başkanlık ediyordu. Meclis'in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:
- Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak!
Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştı r.

--------------------

ANKARA'YI NEDEN BAŞKENT YAPTIM?

Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile Köşkü'nün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski Köşk'ün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara'nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. Bize:
- Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim? diye sordu.
Tabii herkes müspet cevap verdi.
Arkasından:
- Neden? suali gelince, kimi stratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik nazariye de ortaya attı. Atatürk :
-Şimdi dalkavukluğu bırakın diye münakaşayı kapattı. Ankara'nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk'ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacakki.
 

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#2
[video=youtube_share;M2-mxwLLDoY]https://youtu.be/M2-mxwLLDoY[/video]

--------------------

HZ.MUHAMMED ...
Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da bulunan, Hz. Muhammed ahfadından Şeyh Ahmed Sünusi, bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görür. Derhal koşarak elini öpmek ister. Hz. Muhammed kendisine sol elini uzatınca buna şaşıran ve üzülen Şeyh: "Ya Resulallah, niçin bana sağ elinizi uzatmadınız?" diye sorar. Hz. Muhammed şu cevabı verir: "Sağ elimi Ankara'da Mustafa Kemal'e uzattım..."

--------------------

DÜŞMAN DONANMASI İLE İLGİLİ KEHANETİ…
Almanya ile birlikte,Birinci Dünya Savaşı"na giren Osmanlı İmparatorluğu her şeyini kaybetmiş durumda idi. 30 Ekim 1918"de imzaladığı Mondros mütarekesi ile Türk topraklarını kaybettiği gibi yavaş yavaş tarih sahnesinden de silinmeye başlamıştı… İstanbul"un işgal edildiği günlerde,İstanbul"a dönen Mustafa Kemal düşman zırhlılarını Dolmabahçe önünde gördüğü zaman üzüntüyle:
“Geldikleri gibi gidecekler..”
Daha sonrasını zaten biliyoruz. Sonuç olarak geldikleri gibi gittiler. İşin ilginç tarafı Nostradamus"un da bu konuyla ilgili bir kehanetinin bulumasıdır.”Centurien” adlı kitabdaki kehanet şu şekildedir:

”Kongre başkanını tutan devlet adamları
İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta"ya
Girilmiş İstanbul"a alınmış Rodos Adası

--------------------

RUSYA"NIN GELECEĞİ
Kurtuluş Savaşı sırasında en büyük desteği Rusya"dan alan Mustafa Kemal, savaş sonrasında ise ilişkileri belli bir düzeyde sürdürüyordu. Çünkü Lenin"den sonra iktidarı ele geçiren Stalin Rusya"yı keyfi bir şekilde yönetiyordu… 1936 yılında Atatürk her zamanki gibi Çankaya"daki akşam yemeklerinde ülkenin sorunlarını konuşurken, masadakiler sık sık Paşam, Ruslar şöyle ileri adımlar atıyor, ekonomide, sanayide, askeri alanda şöyle başarılı oluyorlar diye anlatıyordu. Atatürk"ün bunun üzerine yemeği bırakıp masanın üzerindeki içinde meyvelerin bulunduğu tabağı alıyor ve yere atacakmış gibi yapıyor. Masadakilere :
”Eğer bunu yere bıraksam kaç parça olur?” diye soruyor. “40 parça olurdu Paşam” diyorlar… “Hayır…” diyor Atatürk, soruyu yine tekrar ediyorlar, aynı cevabı alıyor. Bunun üzerine "Bilemediniz…” diyor. Ve devam ediyor:

“Biraz sabredin… Yurtta Sulh, Cihan”da Sulha sarılın. Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları da babalarının istikametinde gider.Ama ondan sonraki nesil Rusya"yı 60 parçadan böler…”

Bu sözler 1936 yıllarını şöyle bir hatırlayalım… Henüz daha II.Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamışken,bu söz söylenmiştir.Anlattığı şeyler 64 yıl sonra gerçekleşmiştir.Atatürk devam etmiştir: -
“Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur,komşumuzdur,müttefikimizdir.Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.Fakat,yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.Tıpkı Osmanlı gibi,tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir,ufalanabilir.Bu gün Rusya"nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.Dünya yeni dengeye ulaşabilir.İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.Bizim,bu dostumuzun idaresinde dili bir,inancı bir,özü bir kardeşlerimiz vardır.Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir.Hazırlanmak lazımdır.Milletler buna nasıl hazırlanır?Manevi köprüleri sağlam tutarak..Dil bir köprüdür.İnanç bir köprüdür.Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz.Onların bize yaklaşmasını beklemeliyiz,bizim onlara yaklaşmamız gerekliliğidir.Rusya bir gün dağılacaktır.O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.”diyen Atatürk :
”Türkiye 21 nci Yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır.Onlar bizi örnek alacaklardır.” diye görüşünü bildiriyor. Atatürk"ün ileri görüşünü 1999 yılından 2000 yılına girerken gözlem yapan ve gazeteleri televizyonları yani kısacası dünyayı takip eden herkes şu an bile anlayabilir.

--------------------

ANNESİNİN ÖLÜMÜYLE İLGİLİ GÖRDÜĞÜ RÜYA…
Zübeyde Hanım rahatsızlığı artığından Uşşakizadeler "in evinde oğluna hasret vefat eder. Ancak bu haber Paşa"ya nasıl haber vereceklerini düşünüyorlardı. Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa Kemal, aynı saatlerde trenle çıktığı Yurt gezisinde uyumaktaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde gördüğü kâbus gibi rüya yüzünden kan ter içinde uyanır... Bir sigara yakar ve zile basarak kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuş"u çağırıp: -“Gördüğüm rüya canımı sıktı…”der. Ali Çavuş :

”Hayırdır Paşam” deyince Atatürk de rüyasını anlatır: -“Pek hayır olacağa benzemiyor. Kırlık bir yerdeymişiz. Her taraf yeşillik… Birden bire sel geliyor, annemi alıp götürüyor. Endişe ediyorum. Yaverlere söyle, İzmir”e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar…”
Acı haber tez gelir derler… Kısa bir süre sonra Yaver Salih"in yolladığı şifreli telgraf le gelir. Atatürk telgrafın şifreli olduğunu derhal anlayarak: -“Annem öldü mü?” Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı uzatır: -
“Başınız sağ olsun Paşam.” Gözleri yaşla dolan Atatürk :
“Bana malum oldu… Bana malum oldu…Bunun kabusunu gördüm ben..Anam..Zavallı çilekeş anam..Benim anam öldü başka analar sağ olsun..”
diyerek koltuğuna çöker. Vatan hizmetinin zorunluluğu yüzünden annesinin cenaze törenine katılamaz.

Bunlar ve bundan daha fazlası kehanet Atatürk"ün düşüncelerinde belirmiştir.Daha sonra bunları çeşitli olaylardan sonra dile getirerek parapsikolojik yeteneğini görmemize neden oluyor.Daha fazla bilgilenmek için Gazeteci Ali Bektan"ın 18 yıllık alın teriyle çıkardığı “ATATÜRK"ÜN KEHANETLERİ” adlı kitabını alabilirsiniz.Gerçekten bizim için bir “Kader” diyebileceğimiz Atatürk sözleri,fikirleri ve düşüncerini TÜRK HALKINA her zaman önüne sunmuştur.Bize düşen böyle bir kişiliğe sahip olduğumuzla övünmek yerine,bize kalan mirasları olan ülkemiz ve düşüncelerini geliştirip yeni neslin çocuklarına “net bir “TÜRKİYE bırakmak için çalışmamız gerekecektir”. demiştir.
 

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#3
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLARA NEDEN GÜVENDİĞİNİ GÖSTEREN KÜÇÜK CEMİL ANISI

Ercüment Ekrem Talu, Tasvir gazetesinde 10 Kasım 1946 tarihli ‘Atatürk'e Ait Hatıralarımdan Atatürk ve Çocuk' başlıklı yazısında bir anısını şöyle anlatır:

“(...) Döne dolaşa eski Muhafız Bölüğü'nün barındığı kerpiç Köşk eskisinin arkalarına düştük. Burada onar on birer yaşlarında iki çocuk uçurtma uçuruyorlardı. Gazi durdu, çocukların uçurtmayı havalandırmak için yaptıkları insanlık üstü hamlelere bakıyordu. (...) Gazi, yanımıza sokulan çocuğu yakaladı. Çelik bakışlı gözlerini onun yüzüne dikip gülümseyerek sordu:

-“Adın ne senin bakayım?” -“Cemil” -“Çankaya'da mı oturuyorsun?” -“Yok, Ayrancı'da” -“Mektebe gidiyor musun?” Çocuk başını öne dogru hızla eğdi. -“Eee ... Ne okuyorsun mektepte?” “Her bir şey okuyorum” -“Peki ben kimim Cemil?” Çocuk zeki bakışlarını Ata'nın üzerinde gezdirdi: - “Sen Gazi Paşa'sın” Ata gülümsedi: - “Olmadı Cemil! Ben Gazi Paşa değilim. Beni benzettin sen” - “Yok benzetmedim. İyi biliyorum sen Gazi Paşa'sın”

“Nerden biliyorsun?” Çocuk, kendinden emin bir tavırla: - “Çünkü” dedi. “Sana hiç kimse benzemez... “ Çelik gözler bulutlandı. O eşsiz kafanın içinde kim bilir ne düşünceler geçti o anda...

Cemil, büyüdüğün zaman ne olacaksın?” Cevap tereddütsüz çıktı: - “Asker olacağım... “ -“Asker olup da ne yapacaksın?” - “Düşman bu topraklara bir daha basacak olursa onu buradan kovacağım.”

Gazi bir şey demedi. Küçücük Cemil'i kollarından tuttu, kaldırdı ve alnına sıcak bir öpücük koydu.

Sonra onu oyununa geri gönderip yoluna devam ederken bize döndü, başlangıcı kendi zihninde kalan cümleyi bize hitap ederek tamamladı:
“Evet... Öyledir. Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak.”
 

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#4

MUSTAFA KEMAL GİBİ DÜŞÜNMEK

Tarih, 18 Mayıs 2002... Yer, İtalya'nın Perugia kenti...

Genç Türk işadamı Utku Oğuz, bilgisayarında kayıtlı son Atatürk fotoğrafını projeksiyon makinesinin aydınlattığı duvara yansıtıp sözlerini tamamladı:
- İşte, Anadolu aydınlanmasının temeli olan Türk Devrimi budur...

Perugia'nin önde gelen kişilerinin oluşturduğu Felsefe ve Tarih Kulübü'nün üyeleri ve konuklar büyük bir coşkuyla alkışladılar genç adamı. Genç adam da bir saatlik ''1918 - 1939 arası Türkiye ve Atatürk Reformları'' konferansının gördüğü ilgiden mutlu, biraz da şaşkındı!..

Kulübün başkan yardımcısı İtalyan dostu bir süre önce, "Şu hayranı olduğun ve her karşılaşmamızda bana anlatıp durduğun Atatürk'ü bizim kulüp üyelerine de anlatır mısın?'' dediğinde hiç tereddütsüz kabul etmiş, ama böylesine yoğun bir ilgi ve heyecanla karşılanacağını düşünmemişti...

Ama Utku Oğuz için o 18 Mayıs gecesini asla unutulmayacak kılan yorum, orada konuk olarak bulunan yaşlı bir Norveçliden geldi:
- Norveç dilinde ''Mustafa Kemal gibi düşünmek'' diye bir deyim vardır... Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkansız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere söylenir bu söz... Bu tip insanlara derhal, ''Hayır, yanılıyorsun bu problemin mutlaka bir çözümü olmalı, biraz da Mustafa Kemal gibi düşün'' deriz... Ancak sizin bu geceki sunuşunuzdan sonra bu sözün arkasındaki anlamı çok daha derin bir şekilde kavramış durumdayım; bu güzel fotoğraflar eşliğinde yaptığınız sunuşunuz bana bu yaşımda bir şey daha öğretti; yani benim anadilim olan Norveçceye yerleşmiş olan eski bir deyimin arkasındaki gerçek ve derin anlamı!.. Size bunun için minnettarım...

Genç Türk'ün gözleri yaşardı... Dünyanın bir başka ucundaki ülkenin anadiline bir deyim olarak yerleşmiş büyük devrimciyi bir kez daha minnet ve özlemle andı... Yalnızca bir saatlik bir konferans olarak planlanan gece ancak 19 Mayıs'ın ilk saatlerinde sona erebildi. Saatlerce süren tartışma ve yorumlar ise şu ortak yargıyla sonuçlandı:
- Atatürk Devrimleri bütün ulkelere uygulanabilecek evrensel bir reçetedir... Zira din ve etnik ayrım temellerine dayanmayan çağdaş devlet modeli ne kadar çok ülkede uygulanırsa, dünya o kadar daha huzur ve barış içinde bir yer olacaktır...

Genç adam gecenin sessizliğinde yürürken büyük bir iç sızısıyla ''Türk Devrimi'ni yıkmak için yola çıkan karşı devrimciliğin ül***i sürüklediği bataklığı, 'başka çare yok' diyerek IMF'nin önünde boyun büken siyasetcileri'' düşündü. Sonra büyük bir heyecan ve coşkuyla yaşlı Norveçlinin bu kölelik zincirini kırmak için müthiş bir formül sunduğunu anımsadı:

- Mustafa Kemal gibi düşünmek!...
 

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#5

GAZİ PAZAR YERİNDE

Sakarya savaşından sonra idi. Ilık bir güz sabahı. Akşehir'in pazar yeri karınca yuvası gibi kaynıyor. Bin ağızdan bin ses.Bir aralık, ortalıktaki uğultu perde perde sönmeye başlıyor, pazar yerini bir tapınak sessizliği kaplıyor. Yalnız kulaktan kulağa bir fısıltı:

- Gazi gelmiş, gazi.

Bütün gözler bakışlarıyla aynı yöne dönüyor; Gazi, o ölçülü güzel yürüyüşüyle yavaş yavaş ilerlemekte, ara sıra sergilerin önünde durup ilgilenmekte. Belli, alış-verişe çıkmış; ama O, başka bir şey değil yalnız gönül alıyor. Böylece gönül ala ala satıcı kadınların kesimine geliyor.
- Nasılsınız bacılar ?
- Sağ ol Paşam,

Kadınlar Paşalarına özlem dolu gözlerle kana kana seyrederken kendilerini tutamıyorlar:
- Güzel Paşam.
- Yiğit Paşam .
- Yiğitlerin yiğidi Paşam.
Paşa utangaç; bu sevgi haykırışlarını durdurmak için birine soruyor:
- Erin var mı bacım?
- Var Paşam, cephede.
- Ya senin ?
- Kanı helal olsun, benimki Çanakkalede kaldı. Gazi daha sonra soracak, soracak ama yüreği yanıklardan alacağı yanıtların çoğunu şimdiden oranlıyor; Çanakkale'sinden sonra Kafkas'ı, Kanal'ı, Galiçya'sı, İnönü'sü, Sakarya'sı hep sıralanacak, hem de hiç kırgınlık taşımayan, hiç birşey istemeyen, beklemeyen seslerle.

Paşa, gözleri buğulanmış, bir an düşünüyor ve hemen, bu kez, sakin adımlarla, geldiği yana yöneliyor, bir kuyumcunun sergisi önünde durduktan sonra elinde bir avuç yüzükle dönüyor.

O gün pazardan köye dönen bacıların parmakları, Gazi'nin armağan ettiği yüzüklerle süslü, yürekleri yaşantılarının övüncü ile dolu idi.
 

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#6
AYASOFYA MÜZESİ

Atina dolaylarında bulunan ve tapınak olmaktan çıkarılıp bir sanat anıtı olarak tutulan çok eski bir kiliseyi geziyoruz. Yapının sanat değeri ve tarihi üzerine bilgi veren Arkeoloji profesörü oradaki mozaiklerle Ayasofya'dakiler arasında bir karşılaştırma yaparken birden bire sözünü keserek bana yöneliyor ve:

- Ayasofya'yı bir müze haline koyacağınızı duyduk, doğru mu? diye soruyor.

Aldığı olumlu yanıt üzerine, profesör gözlerini kilisenin yüksek kubbesine dikerek şu sözü haykırmaktan kendini alamıyor:
- Bu Atatürk ne büyük insan, Yarabbim!

--------------------

YUNANİSTAN'DA DİL DAVASI


Bir akşam konuklar için, başbakanlıkça bir şölen düzenlenmişti. Yemek sırasında Atina Üniversitesinin bir yüzyıl boyunca gördüğü hizmetler övüldü, birçok söylevler söylendi. Bu arada Yunanlı bir profesör, başbakan Metaksas'tan bir dilekte bulunarak:

- Çözülemez sanılan nice sorunları kolaylıkla çözüverdiniz; şu dil işimizi de yakında mutlu bir sonuca bağlamanızı istemek hakkımızdır, demişti.

Yemekten sonra takım takım tanışmalar, konuşmalar olurken profesörden dil davalarını bana açıklamasını rica ettim. "Yazı dilini halkın anlayacağı bir dil haline koymak davası." Diye açıklamış ve "Ne yazık ki eskiye çok bağlı kalmış birtakım filologların direnmesi yüzünden bu haklı davamızı yürütemiyoruz." diye yakınmıştı.

Ben kendisine Türkiye'de de aynı davanın bu gibi engellerle birlikte yine de pekala yürüdüğünü söyleyince profesörün yanıtı şu oldu:
- Yürür; çünkü sizde Atatürk var.

--------------------

SOFRA BAŞINDA OLANLAR

CONKER'İN DOĞUM YILDÖNÜMÜ

Atatürk arkadaşlarıyla şakalaşmayı severdi. Bir gün Ata'nın yanında iken rahmetli Nuri Conker'e bir tel yazısı gelmişti. Conker yazıyı okudu ve gülümsedi.

Ata:
- Hayrola, iyi bir haber mi ? diye sorunca aralarında şöyle bir konuşma geçti:
- İyi Paşam.
- E, söyle bizde sevinelim.
- Bu gün benim doğum yıldönümüm de, çocuklar "tebrik" ediyorlar.
- Yaa! Çocukların her yıl bu saygısızlığı yaparlar mı ?
- Nasıl saygısızlık, Paşam ?
- Nasıl olacak! Yani her yıl bir yaş daha kocadığını yüzüne vururlar mı ?

Atanın bu son sorusu üzerine Conker bir panikle şöyle söylendi:
- Sahi yahu ! ben şimdiye kadar işin farkına varmamıştım! Vay efeler vay!
Ve gülüşüldü.

--------------------

ATATÜRK'LE ÇOBAN

Atatürk arada bir güzel havalarda kırlara çıkmayı severdi. Bir arabaya atlar, bir süre gittikten sonra arabadan iner, biraz da yaya dolaşırdı.

Böyle bir gezinti sırasında dağ başında, kendisini tanımayan bir çobanla ahbaplığa girmiş, sürüden, koyundan söz ettikten sonra aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
- Sen Atatürk'ü bilir misin ?
- Bilmez miyim efendi ? Ona Gazi Paşa da derler.
- Peki, ne yapmış Gazi Paşa ?
- Efendi, onun neler yaptığını sen benden iyi bileceğin.
- Onu görmek ister misin?
- Ah, Efendi, istemem mi, ama ben onu nerden göreyim ?
- Öyleyse bana bak, o bana çok benzer.

Çoban övünme sandığı bu söz üzerine dudak bükerek:
- Hadi ordan! Senin kılığında Atatürk mü olur ? Sakalın bıyığın bile yok, karşılığını vermiş.
Ata, çobanın bu küçümsemesini sevimli bir anı olarak anlatır ve şöyle bitirirdi.
- Çobanın masum hayalini bozmadım ve onun kafasında bıyıklı sakallı kalmaya razı oldum.
 

denizci56

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
15 Şub 2013
Mesajlar
1,440
Beğeniler
125
Konum
Ege
#7
Atatürk`ün az bilinen fotoğrafları




Fotoğrafta 2'nci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır, 1917


İzmir, 27 Ocak 1923

Ankara, 9 Temmuz 1932

Fotoğraf İstanbul’dan Ankara’ya dönüşünde, 29 Temmuz 1936

Fotoğraflarda, 79 yıl önce 10 Kasım 1938'de hayata gözlerini yuman Atatürk'ün, sağlığında Türkiye'nin dört bir yanına gerçekleştirdiği ziyaretleri ve günlük hayatından kesitleri yansıtan kareler yer aldı.Fotoğraf İzmir, 24 Haziran 1934
Fotoğrafta 2'nci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır, 1917
 
Son düzenleme: