Neler yeni

Yarım ve kısa bir Kayseri hikayesi! 'Bir gün buraya mutlaka geleceğiz'

collo1

Moderator
Yönetici
Moderator
Katılım
11 Ocak 2012
Mesajlar
3,181
Beğeniler
145
#2
Bir Selçuklu şehri olan Kayseri tarihi, kültürü, doğası, gastronomisi ve yeni şehir yapılanmasıyla birlikte Anadolu’nun gözde yerlerinden biri. 6 bin yıllık geçmişi olan Kayseri’de Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları ve Cumhuriyet dönemine ait eserler bulunuyor.

1537439304353.png
Star Gazetesi tarafından geleneksel hale gelen Şehir Buluşmaları kapsamında geçtiğimiz hafta Kayseri’yi ziyaret ettik. 6000 yıllık bir geçmişe sahip olan şehirde ilk dikkati çeken Selçuklu izleri. Şehrin her yerinden görünen Erciyes Dağı, tarihi dokusu ve mutfağıyla İç Anadolu’nun en güzide yerlerinden biri Kayseri. Selçuklu döneminde ikinci başkent olan Kayseri, Konya’dan sonra en fazla Selçuklu eserine sahip olan ilimiz. Bin beş yüzden fazla tarihi eser hâlâ ayakta. Özellikle Cumhuriyet Meydanı ve çevresi tam bir açık hava müzesi. Cumhuriyet Meydanı’nda 360 derece dönerek etrafınıza baktığınızda her medeniyete ait eserler görüyorsunuz. Belediye tarafından bu meydanda yapılan Kültür Yolu ile tarihimize ışık tutacak 40 eseri gezebiliyorsunuz. Kültür Yolu, zengin bir tarihe sahip olan Kayseri’nin kültürel değerlerini şehre gelen yerli ve yabancı ziyaretçilere tanıtmak üzere yapıldı.

Gevher Nesibe Tıp Kompleksinden başlayan yol Cumhuriyet Meydanı’ndan geçip Yoğunburç’a oradan da Kayseri Mahallesi’ne ulaşıyor. Bu güzergah üzerinde Roma’dan Cumhuriyet’e uzanan beş medeniyete ait eserler ve hatıralar görmek mümkün. Bu gezi sırasında fark ediyorsunuz ki Anadolu’yu anlamak Kayseri’den geçiyor. Kayseri Kültepe bölgesinde yer alan buluntular da Anadolu tarihi için oldukça önemli.

Tarihi zenginlikleri, eğitim hayatı, mutfağı, doğal güzellikleri ve yetiştirdiği önemli isimler ile dikkat çeken şehirde bir tur atmaya ne dersiniz?

KURŞUNLU CAMİİ


Kurşunlu Camii, Mimar Sinan’ın çıraklık dönemine ait bir eser. 1573 yılında yapıldı. Bakıldığında küçük bir cami. Mimar Sinan’a “Neden kendi memleketine küçük bir cami yaptın?” diye sorduklarında “Yaptığım bütün yapılar elbet bir gün yıkılacak ama bu cami kıyamete kadar kalacak.” cevabını vermiş. Caminin bütün taşları kilitli taş yani herhangi birini sökmek mümkün değil. Bugüne hiçbir restore görmeden gelmiş. Son cemaat bölümü çifte revaklı. İstanbul’daki Mihrimah Sultan Camii’nde yaptığı son cemaat bölümündeki revak bölümünü ilk burada denemiş. Tek avlulu tek minareli muntazam kesme taştan yapılmış bir yapı. Çatısı kurşun dökülerek oluşturulmuş.



SELÇUKLU UYGARLIĞI MÜZESİ
Bu yapı, dünyanın ilk tıp fakültesi olarak kabul edilen Gevher Nesibe Medresesi’dir. Külliyenin bir de hikâyesi var. Gevher Nesibe Hatun bir askere aşık olur ve evlenmek ister ancak buna izin verilmez. Asker gittiği seferde şehit olur bunun üzerine Gevher Nesibe Hatun üzüntüden vereme yakalanır. Evliklerine izin vermeyen abisi 1. Gıyaseddin Keyhüsrev yaptığı hatanın farkına varır ve Gevher Nesibe Hatun’a “Senin için ne yapabilirim?” diye sorar. O da abisine “Benim gibi hastaların tedavi edilebileceği bir medrese yaptır” der. Gevher Nesibe Hatun’un vefatının ardından vasiyeti üzerine medresenin inşasına başlanır. İlk olarak şifahane kısmı 1204-1206 yılları arasında daha sonra medrese kısmı 1206-1214 yıllara arasında inşa edilir. Medresenin bir de Bimarhane kısmı var. O dönemde akıl hastaları su sesi ve makam müzikleri ile burada hiçbir ücret alınmadan tedavi edilirdi. Aynı yıllarda dünyada akıl hastaları öldürülürken bizim ecdadımız tedavi yolları geliştirmişti. Medrese alan olarak açık avlulu dört eyvanlı klasik Anadolu Selçuklu medresesidir. Şifahane ve medrese planı aynı olduğu için çifte medreseler de denilmektedir. Burası sonradan Selçuklu Uygarlığı Müzesi’ne dönüştürülmüş. Selçuklu dönemine ait eserlerin yer aldığı müze görme engellilerin de rahatça gezebileceği şekilde tasarlanmış.



HUNAT HATUN KÜLLİYESİ
1238’de yapılan bu külliye içerisinde cami, medrese, hamam ve kümbet bulunuyor. Hunat Hatun tarafından yapılıyor. Hunat Hatun aslında bir Hristiyan prensesi iken I. Alaeddin Keykubat ile evleniyor ve Müslüman oluyor. Hunat Hatun güzelliğinin yanında kültürlü ve geniş kalpli ilim irfan sahibi olarak tanınırmış. Bu meziyetlerinden dolayı bilgin ve büyük anlamına gelen Hunat ismi verilmiş. Önce cami, sonra medrese ve en son hamam bölümü yapılıyor. Hunat Hatun ölünce buraya gömülüyor şu anda türbesi burada. Minaresi ve kubbesi olmayan eser Selçuklu mimarisine sadık kalarak yapılmış. Daha sonra Osmanlı döneminde kubbesi yapılıyor. Medrese kısmı 19. yüzyıla kadar kullanılmış bugün ise küçük odalarında gelenekli sanatlar icra ediliyor. Hamam ve cami işlevlerini bugün de sürdürüyor.
CAMİİ KEBİR
Danişmentli hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılmış. 1143 yıllarında tamamlanmış. Kilise hattı üzerine yapılan cami üç kapılı tek mihraplıdır. Minaresi sekizgen bir kaide üzerine yapılmış. Caminin yedi tuğla olarak anlatılan bir de öyküsü var. Mehmet Gazi camiyi yaptırırken ustaya kimseden yardım kabul etmemelerini söylüyor. Bir gün yaşlı dul bir kadın elinde yedi tuğla ile geliyor ancak askerler bunu kabul edemiyor. Bu kadın Mehmet Gazi’nin rüyasına giriyor ve hükümdar bundan çok etkileniyor. Sabahına o kadının bulunmasını istiyor. Ve ondan o yedi tuğla alınıyor. Sonra cami yapımı halka açılıyor.



SEYİD BURHANEDDİN MEZARLIĞI VE TÜRBESİ
Hz. Mevlana’nın hocası Seyid Burhaneddin, 1235 ve 1244 yılları arasında Kayseri’de yaşamıştır. Gördüğü bir rüya üzerine Konya’ya Hz. Mevlana’ya ders vermeye giden Seyid Burhaneddin burada bir yıl kalıp Kayseri’ye dönüyor. Mevlana daha sonra Kayseri’ye gelerek hocasından ders almaya devam ediyor. Seyid Burhaneddin türbesi 1894’te yapılmış. Seyyid Burhaneddin türbesine gezerken gözümüz Su İçmez Efendi Kabri’ne takılıyor. Su İçmez Efendi, Kayseri’de yetişen büyük bir alim. Bir gece rüya aleminde Peygamberimizin (s.a.v) mübarek ellerinden su içtiğini görür ve ondan sonra hayatı boyunca o sudaki lezzeti bulamadığı için ağzına bir damla su almadığı rivayet edilir.

Kayseri’de ne yenir?

Pastırma: Kayseri deyince akla gelen ilk şey.

Sucuk: Pastırma almaya gittiğinizde göze çarpan Kayseri farkı ile yapılan sucuklardan da almalısınız.

Mantı: Mantının anavatanı Kayseri’dir. Anlatmaya gerek yok yemeniz yeterli. Benim de tafsim

Nevzine: Kayseri’ye özgü pekmez ve cevizle yapılan tadına doyamayacağız bir tatlı.

Yağlama: Tadı biraz lahmacuna benzeyen ince açılmış hamurun arasına kat kat serpilen kıyma, domates salçası ve soğandan oluşan muazzam bir tat. Yoğurtla birlikte harika bir ikili. Benim de tafsim

Kayseri’de tarihi adımlamak...



KAYSERİ LİSESİ (MİLLİ MÜCADELE MÜZESİ)
Kayseri Lisesi misyoner yetiştiren Amerikan kolejlerine karşılık olarak Abdülhamid döneminde açılıyor. Lise, Milli Mücadele döneminde önemli bir rol oynuyor. Sakarya Meydan Muharebesi sırasında okulun son sınıftaki 63 öğrencisi savaşa katılmış ve 1920-21 eğitim öğretim yılında bütün öğrenciler şehit olduğu için okul hiç mezun verememiş. Okul, Milli Mücadele döneminde kısa bir süre genel merkez görevini üstlenmiş.Taş Mektep de denilen okul filmlere bile konu olmuş. Okul bugün Milli Mücadele Müzesi’ne dönüştürülmüş.

KAYSERİ BİLİM MERKEZİ
Anadolu Harikalar Diyarı Tema Parkı içinde yer alıyor Bilim Merkezi. Türkiye’nin en büyük gök evi olan Planetaryum’u da içerisinde barındırıyor. Planetaryum’un sinema salonunu andıran bir görüntüsü var. Salon üzerinde 360 derecelik özel bir perdeye sahip. Burada film izlediğinizde sanki görüntünün içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bilim merkezi içinde kütüphane, atölyeler, sergiler ve sosyal alanlarda mevcut.

ERCİYES DAĞI
Türkiye’nin en yüksek dağlarından olan Erciyes, Kayseri’nin incisi. Kış turizmi için oldukça önemli bir yer olan Erciyes Dağı şehrin içinde de tüm ihtişamıyla sizi karşılıyor. 1950’lilerden sonra kayak faaliyetlerinin başladığı Erciyes’te bugün dünya standartlarında pistler var. Sadece kışın değil yaz aylarında da düzenlenen çeşitli uluslararası yarışmalarla adından söz ettiren Erciyes, yılın 12 ayı hizmet veriyor. Şehir içinden ulaşım da oldukça kolay. Erciyes’in doruğu genel görünümü ile bir kubbeyi andırıyor.