Neler yeni

TEMİZLİK VE SAĞLIK İÇİN ÖNEMLİ SIRLAR

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#21
Magnezyumun Beynimize Etkisi
Son yıllarda magnezyumun popülerliği ciddi anlamda artıyor. Magnezyum günümüzde artık normal eczanelerde ve hatta marketlerde dahi rutin olarak kendine yer buluyor. Artık nerdeyse tüm besinlerin odak noktasında magnezyum bulunuyor. Magnezyumla ilgili övgüler bir abartıdan mı ibaret yoksa gerçeklik payı var mı? Bu sorulara daha yakından bakmaya çalışalım.



Her şeyden önce magnezyumun faydalı olduğuna dair söylenenler bir şehir efsanesi değil, büyük ölçüde bilimsel verilere dayanarak söylenen bir gerçektir. Endüstriyel çiftçiliğin bu denli yaygınlaşması ne yazık ki magnezyum açısından ciddi bir boşluk doğurmuş durumda. Bunun yanında bir de elbette suni gübreleri sıralayabiliriz. Magnezyumla ilgili potansiyel rezervler azaldığında bunun olumsuz etkilerine en çok anksiyete rahatsızlığında denk geleceğiz.


Ayrıca stres odaklı pek çok hastalığın daha da yaygınlaşması beklenebilir bir durum. Biyokimyasal reaksiyonlarda yer alan magnezyum maddesi, hücre transferinde etkin şekilde rol oynar. Hücrelerin enerji üretmesine olanak sağlayan magnezyum, kemiklerde yoğun şekilde yer alır. Özellikle de zar bölümünde bolca magnezyuma rastlamak olasıdır. Magnezyum, hem protein oluşumlarına hem de kasların kasılabilmelerine katkı sunar.

Eksiklikleri Nörolojik Bozuklukları Tetikliyor


Magnezyumla ilgili en önemli araştırmalardan bir tanesi de eksikliğinin çeşitli nörolojik bozukluklara davetiye çıkardığı yönündedir. Kronik şekilde magnezyum eksikliği olan kişilerin çeşitli psikiyatrik problemlerle karşı karşıya kaldığı kanıtlanmıştır. Neyse ki magnezyum takviyesi almak gibi pratik bir çözümden söz edebiliriz. Magnezyum aynı zamanda stresinizi azaltan, sizi rahatlatan, gevşeten doğal bir maddedir. GABA alıcılarını doğrudan uyarabilen magnezyum sayesinde stresi azaltmak oldukça kolay. Yapılan araştırmalar magnezyumun rahatlatıcı yönünü ortaya çıkarmıştır. Bilindiği üzere GABA olması gerektiği gibi çalışmadığı takdirde kişi daha fazla kaygı, endişe gibi duygulara sahip olur. Beyinde bir hiperaktivite durumu oluşur ve olağan fonksiyonlar devre dışı kalır. Bu tip etkiler zamanla anksiyeteye zemin hazırlar. Magnezyumun varlığı tüm bu süreçleri dengeler ve düzene sokar.

Nöronları Korumak İçin Koruma Kalkanı Oluşturur


Diğer taraftan magnezyum kortizol düzeyini düşürür. Stres hormonlarının salınımı bu sayede azalır ve beyne ulaşamaz. Bir bakıma nöronlar için bir koruma kalkanı gibi hareket eder. Kortizol durumlarında beyin hızlı hareket edemez, hızlı düşünüp aniden tepki vermez, hafıza ise görece daha yavaş çalışır. Odaklanma konusunda ya da makul kararlar verebilme noktasında sorun yaşayan insanlarda genelde magnezyum eksikliği tespit edilmiştir.



Hangi Durumlarda Magnezyum Takviyesi Almalıyım?


Magnezyumun sağlığımız adına ne kadar kritik bir rol üstlendiğini görmüş olduk. Peki magnezyum takviyesi almanızı gerektiğine nasıl karar vereceksiniz? Pek çok kişi bu konuda ne yazık ki belli bir bilinçten uzak olduğu için çözüme de uzak kalabiliyor. Bu yazımızdan sonra elbette hemen bir koşu magnezyum stoklamayın. Çünkü magnezyum tüketimi elbette herkes için aynı düzeyde uygun olmayabilir. Mesela en basiti böbrekleri ile alakalı olarak problem yaşayan kişilerin magnezyum tüketmesi pek tavsiye edilen bir durum değildir. Bu nedenle en iyisi önce bu konuda uygun bir hekime görünmenizdir. Eğer magnezyum açısından uygun olduğunuza kanaat getirilirse gerekli takviyeler yapılacaktır. Kafanıza göre, bilinçsiz şekilde magnezyum tüketmeniz, sizin için yarardan çok zarar da getirebilir. Bu nedenle yukarıda da belirttiğimiz üzere doktorunuzun onayı olmadan ekstra magnezyum tüketmeyin. Doktorunuz en kötü ihtimalle size kullanmanız gereken dozu belirtecektir.

Magnezyum Barındıran Besinler


Magnezyumun en zengin olduğu besinler tabi ki doğal besinlerdir. Ne yazık ki günümüzde organik besinlere ulaşmak bir hayli zorlaştı.

En zengin magnezyum besinleri arasında,

  • Badem, ceviz, fındık gibi kuru yemişler,
  • Nohut, fasulye, mercimek ve börülce gibi baklagiller,
  • Domates, kereviz, ıspanak, soğan ve marul gibi sebzeler,
  • İncir, üzüm, hurma, avokado ve muz gibi meyveler,
  • Buğday, yulaf, çavdar gibi tahıllarda ve tüm tahıllı ekmekler,
  • Ay çekirdeği ve kabak çekirdeği gibi tohumlar
  • Maydanoz, bezelye, kabak ve kuru üzümü sıralayabiliriz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#22
Yeterli Derecede Su Tüketmediğinizi Gösteren Belirtiler
Su elbette sadece biz insanlar için değil, pek çok canlı türü için hayati düzeyde bir öneme sahip. Belki bu konuda tam anlamıyla bir bilince sahip değiliz; ancak çoğumuz günlük olarak tüketmek zorunda olduğumuz su miktarının epey gerisindeyiz. Yeterli düzeyde su tüketmemek kısa ya da uzun vadede vücudumuzda çeşitli problemlere neden olabiliyor. Bu nedenle vücudun su ihtiyacını kontrol etmek oldukça mühim bir konu. İşte düşük düzeyde su tükettiğimiz zaman ortaya çıkabilecek muhtemel belirtiler:

Yorgunluk Hissi:


Su bilindiği üzere vücudun en önemli direnç ve enerji kaynağı olarak kabul görür. Susuzluğa maruz kaldığında enzimatik aktiviteler yorgunluk ya da halsizliğe neden olur.



Astım ve Alerjik Durumlar:


Vücut dehidratasyonla karşılaştığında hava yollarını daraltmak zorunda kalır. Susuzluğunuzu henüz hissedemeden histamin salgı düzeyini artırmaya başlıyor.

Yüksek Kan Basıncı:


Vücut ideal olarak su ihtiyacını temin ettiğinde %90’lık bölümü suyla kaplı haldedir. Susuz dönemlerde kan kalınlaşmak durumunda kalır. Akış sırasında direnç, artar ve bu durum kan basıncının ne yazık ki artmasına alan yaratır.

Cilt Sorunları:


Deri aracılığı ile toksinlerin atılması sekteye uğradığında cilt problemleri baş göstermeye başlar. Bu da dermatitten kırışıklıklara dek pek çok sorunun ortaya çıkması demek.



Kolestrol:


Yeterli düzeyde su tüketilmediğinde ortaya çıkan bir diğer tehlike de yüksek kolesteroldür. Vücut uzun süre susuz kalınca kolesterol düzeyini yükseltmek adına hücreden daha çok su kaybının önüne geçmeye çabalar.

Sindirim Problemleri:


Kalsiyum ya da magnezyumdan yoksun kalan vücutta gastrit, reflü gibi doğrudan sindirimle alakalı problemler ortaya çıkabilir.

Kabızlık:
Düşük su tüketiminde en sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri de kabızlıktır. Yeterli düzeyde su alınamadığında atık besinler kalın bağırsakta epey yavaş ilerler. Bu durum da kabızlığa yol açar.



Eklem Ağrıları:
Eklemlerde bilindiği üzere sudan meydana gelen kartilaj yastıkçıları bulunur. Vücut su alamadığında kartilaj güçsüz bir hale gelir. Eklemlerin tamir olma süreci uzar, bu da rutin Ekrem ağrılarına neden olur.

Kilo Alma:


Vücut etkili bir biçimde toksinleri eleyemez ve bu durumda yağ hücrelerinin içinde muhafaza eder. Su, toksinlerin sorunsuz şekilde atılmasına yardımcı olur. Vücut yeterli düzeyde su alamazsa yağ hücrelerini serbest bırakma olasılığı zayıflar.

Zamansız Yaşlanma:


Vakitsiz şekilde yaşlanma, kendini en çok deride ele verir. Vücut rutin olarak daima susuz kalıyorsa, deri kırışıklıkları çok erken yaşlarda başlar ve diğer yaşlılık belirtileri akabinde ortaya çıkar.

Görüldüğü üzere su, vücudumuz adına hayati derecede kıymetlidir. Günde ortalama 7-8 bardak civarında su tüketmeyi asla ihmal etmeyin.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#23
Bu Yöntemler Nikotini Vücuttan Temizliyor
Ne yazık ki sigara pek çok organımıza ciddi anlamda zarar veriyor.

Sigara tüketimi organlarımızı olumsuz yönde etkiliyor ve çeşitli hastalıklara davetiye çıkarıyor.

Bu kötü alışkanlık maalesef kanserden kalp rahatsızlıklarına dek çok sayıda hastalığı tetikliyor.


Yine de nikotinin zararlarından bizi önemli ölçüde koruyacak bazı yöntemler de yok değil. Sigarayı bıraktıktan sonra bazı besinlere özellikle ağırlık verebilirsiniz. Yoksa tek başına sigarayı bırakma kararı almak hiçbir anlam taşımayacaktır. İşte sigarayı hayatınızdan çıkardıktan sonra ağırlık vermeniz gereken bazı önemli besinler.

Kivi


Nikotini vücuttan doğal yollarla atabilmek son derece önemlidir. Bilindiği üzere sigara bağımlılığı vücutta ciddi bir enkaz yaratır. Bu enkazı atmak ciddi bir emek ve disiplin ister. Kivi özelikle içinde bol miktarda vitamin barındıran kıymetli bir meyvedir. Bol bol kivi tükettikten sonra göreceksiniz ki vücudunuzda biriken nikotinler zamanla azalacaktır.

Isırgan


Isırganda müthiş yoğunlukta bir demir içeriğinden bahsedebiliriz. Vücudun dezenfekte edilmesi adına ısırgan etkili bir rol oynar.

Havuç Suyu


Nikotin bilindiği üzere cilde ciddi zararlar getirir. Bu anlamda bol bol havuç tüketmek önemlidir. Havuç suyunun bilhassa cildi yenileme noktasında somut faydaları olacaktır.



Su


Temel yaşamsal besinimiz olan su tüketimini, nikotinin atılma sürecinde daha fazla tüketmelisiniz.

Zencefil


Az miktar zencefili yemeklerinize katarsanız hem yemeklerinize özel bir lezzet katar, hem de toksinlerin temizlenmesini hızlandırırsınız.

Ispanak


Özellikle ıspanağı çiğ olarak tüketmeniz son derece önemlidir. Çünkü ıspanak pişirildiği andan sonra vitaminlerini kaybeder. Vitaminlerle beraber folik asidin kaybedilmemesi şarttır.



Brokoli


Mucizevi besinlerden biri olan brokoli özellikle toksinleri ya da metalleri kısa süre içinde yok eder. Hatta kanseri yenme konusunda dahi ciddi etkileri olduğu kanıtlanmıştır. B5 vitamini açısından zengin bir besin olan brokoliye sigarayı bıraktıktan sonra sıklıkla yer vermelisiniz. Üstelik sanılanın aksine brokoliden oldukça lezzetli yemekler yapmak mümkündür.

Biber


Tıpkı ıspanakta olduğu gibi biberin de çiğ olarak tüketilmesi çok daha faydalı olacaktır. Biberi çiğ olarak doğradıktan sonra salatanıza dahil edin. İçinde yer alan vitaminler sayesinde tütünün olumsuz etkilerinden kurtulabilirsiniz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#24
Kanseri Tetikleyen 15 Tehlikeli Unsur
Çağımızın tam anlamıyla baş belası olan kanserle ilgili bugüne dek

binlerce bilimsel makale yayınlandı, keza aynı şekilde çok sayıda bilimsel araştırma gerçekleştirildi.

Kanserde genetik etkenlerin ön planda olduğu bilimsel açıdan ortaya konsa da pek çok farklı etkeni kanser konusunda gerekçe olarak sunmak mümkün.


Ne yazık ki kanser açısından pek de şanslı bir dönemde doğduğumuzu söyleyemeyiz. Yediğimiz besinlerden hava kirliliğine dek, içinde yaşadığımız çağda pek çok şey, kansere adeta davetiye çıkarıyor. Geline kanser oluşumunu tetikleyen farklı gerekçeleri bu listeyle beraber hatırlamaya çalışalım.

Şeker


“Şekerin tetiklemediği bir rahatsızlık var mı ki” dediğinizi duyar gibiyim. Şeker kanser türleri için de oldukça tehlikeli bir madde olarak öne çıkıyor. Aşırı şekerli gıdalar tüketmenin genelde diyabeti tetiklediği bilinir; ancak bunun yanında hücrelere ciddi zararlar verebildiğini atlamamak gerekiyor.

İşlenen Gıdalar


Girişte de değindiğimiz üzere bugün hazır olarak satın aldığımız gıdaların pek çoğu güven vermeyen bir içeriğe sahip. Daha çok tüketim ve daha fazla para uğruna besinlerde kullanılan katkı maddeleri, işlenmiş gıdalar, GDO’lu besinler, kanser için ciddi bir zemin hazırlıyor.

Sigara


Sigara daha çok akciğer kanserine yakalanmanıza neden olsa da kanser için de bir itici güçtür. İçmeseniz, dumana maruz kalsanız dahi bu tehlike geçerlidir.

Güneş Işınları


Oldukça uzun süre boyunca güneşin altında vakit geçirmek kanser riski yaratabilir. 20 dakikadan daha fazla güneşte kalmak ne yazık ki ciddi risk altındasınız. Bu nedenle gözlük, güneş kremi, şapka gibi koruyucu unsurları es geçmeyin.

Zehirli Kimyasallar
Bazı meslekler doğaları gereği ne yazık ki zehirli kimyasallarla iç içe olabiliyor. Boya ustaları, zift ustaları, kot zımpara işçileri, saç boyasından dolayı kuaförler, lastik üreticileri görece zehirli kimyasallar bakımından risk altındadırlar.

Gece Çalışmak


Vücudun her zaman doğal bir dengesi vardır. Bu düzenden ve doğal yapıdan çıktığınız an, vücudun dengesi allak bullak olur. Bu da ne yazık ki kanser riskini artırır. Erken uyuyup erken kalkacağınız düzenli bir yaşama evirilmeniz daha sağlıklı olacaktır. Sürekli mesai değiştirenler ve vardiya gereği gece çalışabilenler, freelance olarak çalışan kişiler, buna örnek olarak verilebilir.



Arsenik
Özellikle kirli içme sularında bulunan bir tür zehirli maddedir. Bir dönem İzmir’deki içme suyunda arsenik olduğu iddiası ortaya atılmıştı ve ciddi bir panik oluşmuştu. Arsenik suyuna milyonlarca insanın maruz kaldığı bilinen bir gerçektir.

Izgarada Yanan Et


Mangalda et pişirmek elbette harika bir deneyim; ancak bu esnada etlerin pişirme sürelerine bir nebze dikkat etmelisiniz. Fazla pişen etler her daim tehlike saçabiliyor. Yanan ya da gereğinden fazla ızgarada kalan etler kanser açısından risk teşkil ediyor.

Kömür
Kanseri tetikleyen en sinsi unsurlardan biri de kuşkusuz ki kömürdür. Kömür madeni ile daimi olarak işi gereği karşı karşıya gelen işçiler özellikle 1. sınıf risk grubunda yer alıyorlar.

Alkol


Ara sıra alkol tüketmek değil de her gün, istikrarlı bir şekilde alkol tüketmek ciddi bir problem. Özellikle çok yüksek alkol tüketimi, kanser açısından ciddi bir tehlike saçabiliyor.



Tuzda Terbiye Edilen Balık ya da Et
Tuzda terbiye edilen balıkta ya da ette yoğun şekilde nitrat yer alıyor. Nitratın da kanseri tetikleyen bir madde olduğunu söylemek güç değil.

Sosis, Salam ve Sucuk


Bu tip besinler işlenmiş et ürünleri olarak genelleniyor. Dünya Sağlık Örgütü bu tip tüketimlerin azaltılmasını öneriyor. Özellikle ne idüğü belirsiz yerlerden, bilmediğiniz markalara sahip ürünlerden uzak durun.

Doğum Kontrol Hapları


Doğum kontrol haplarının kanser için bir tehlike arz ettiği pek bilinmez; ancak ne yazık ki gerçek. Bu nedenle doğum kontrol hapı aldığınızda bu tip bir etkiye sahip olabileceğini de düşünmelisiniz.

Aile
Genetik faktörlere bu noktada tabi ki özel bir parantez açmak zorundayız. Genetik faktörler kanser vakalarında %10’luk bir etki alanına sahip.

Obezite Problemi


Çağımızın ne yazık ki kanayan yarası obezite. Pankreas ya da göğüs kanserlerinde genelde obezite sorunları işaret ediliyor. Obezitenin yüzlerce olumsuz sonucundan sadece bir tanesi; ancak belki de en ciddi etkilerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz.

Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Gerek beslenme, gerekse de uyku düzenimiz ve yaşam kalitemiz açısından alacağımız elbette çok dersler var. Daha sağlıklı yarınlar için beden sağlığımıza oldukça dikkat etmeliyiz. Sağlıklı günler dileriz.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#25
Medyanın Bizleri Manipüle Etmek İçin Kullandığı Yöntemler
Gerek televizyon, gerekse de alternatif medya platformlarının aslında manipülasyon konusunda çok profesyonel mecralar olduğunu hiç düşündünüz mü? Türkiye, televizyon izleme konusunda dünyada ne yazık ki ilk sıralarda yer alıyor. Medyanın kitleleri yönlendirme gücünü düşündüğümüz zaman bu her açıdan olumsuz bir tablo.



İnsanların çoğu artık televizyonun kitleleri aldatan, sürekli yalan söyleyen kurumlar olduğunu düşünüyor. Bunda elbette çok ciddi bir gerçeklik payı var. Yine de kesin ifadeler kullanmak mümkün değil. Bu durum sadece Türkiye’de değil esasen tüm dünyada bu şekilde. Çok eğitimli ya da bilinçli insanlar dahi televizyonun yarattığı manipülasyondan etkilenebiliyor. Günümüzde bazı okullarda lise çağında medya okur yazarlık dersleri verilmeye başlandı. Televizyonun üzerimize yarattığı olumsuz etkilere gelin yakından bakalım.


Uykucu Etki


Uykucu etki kavramını Carl Hovland isimli bir psikolog ortaya atmıştır. Hovland, inandırıcılık seviyesi oldukça düşük bile olsa bir haberin belli bir süre geçtikten sonra insanları ikna edebileceğini, çünkü insanların başlangıçtaki haber kaynağını unutabileceğini savunuyor. Güvensiz kaynaklardan bile gelse zaman içinde belli haberlerin inandırıcılığı artabilir.

Çerçeveleme Etkisi


Bazen medya ya da televizyon aracılığıyla kitlelere belli mesajlar farklı biçimlerde iletilir. Benzer durumlara insanların farklı farklı tepkiler verdiği görülebilir. Beynin deforme edilmesine teknik olarak çerçeveleme etkisi adı veriliyor. Bugün özellikle gazeteciler bu yönteme sıklıkla başvuruyor. Aynı olay hangi perspektiflerden anlatıldığına bağlı olarak tamamen uç kutuplarda bir etki yaratabilir.



Semmelweis Reaksiyonu


Semmelweis Reaksiyonu ya da Semmelweis Refleksi olarak adlandırılan yöntem, kitlelerin herhangi bir saf bilgiyi herhangi bir araştırmaya gerek duymadan şartsız şekilde reddetmeleri anlamına geliyor. Kişisel ideolojimizle, gerçeklerimizle uyuşmayan şeylerle yüzleşmemiz her zaman zordur. Bunları dinlemek ve değerlendirmek yerine doğrudan reddetmeyi tercih ederiz. Bu nedenle genelde belli siyasi görüşe sahip insanlar hep aynı tür gazeteleri alır, hep aynı kanaları takip eder.

Üçüncü Kişi Etkisi


Televizyonda haber izlerken ya da gazete okurken, hep belli kitlelerin bize kıyasla gündemden daha fazla etkilendiğini sanırız. Medyanın manipüle etmek amacıyla kullandığı mesajların kendisini bağlamadığını, başka insanları etkilediğini düşünürüz. Bu durum kişiye belli bir öz güven yükler. Medyadan etkilenmediğini düşünen kişiler herhangi bir koruma kalkanına ihtiyaç duymazlar, bu nedenle medyadan ellerini ayaklarını çekme ihtiyaçları duymazlar. “Nasılsa hep başkaları etkileniyor, ben etkilenmem” yaklaşımı bu duruma neden olur. Genelde uç kutuplara sahip olan kitleler birbirleri hakkında böyle bir algıya sahiptirler.

Manipülasyon ilgili bu içerikleri de mutlaka okuyun!
  1. Algı ile Zihin Kontrolü
  2. Psikolojisi Bozuk Olan İnsanların Kullandığı 11 Manipülasyon Yöntemi
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#26
Temiz Kalpli İnsanların Ortak Özellikleri
Çevremizde pek çok kişiden “Çok temiz kalpli olduğum için ve herkesi kendim gibi zannettiğim için hep kaybettim” cümlesini sıklıkla duyarız. Bu gerçekten de yüreği temiz insanların ağzından en çok dökülen isyan cümlesi olarak bilinir.



Bu insanlar yaşamın her alanında büyük hayal kırıklıkları yaşamaya mahkûmdurlar. Herkese hep art niyetsiz yaklaşırlar ve her zaman kişileri, olayları ya da durumları olumlu yönleriyle değerlendirirler. Fakat ne yazık ki bu iyi niyetli yaklaşım, en nihayetinde büyük kalp kırıklıkları yaratır. Temiz kalpli insanların ortak özelliklerine gelin yakından bakalım.


1. Her Daim Kırılacak Gibidirler


Bu tip kişiler oldukça hassastırlar. Kalpleri bu nedenle en ufak bir olumsuzlukta incinir. Kalplerindeki yarayı tamir etmek zordur. O yara kapansa da asla eskisi gibi olmayacaktır.

2. Kötülük Onlar Adına Gerçek Dışı Bir Şeydir


Onlar kötülük kavramını somut dünyanın içine konduramaz. Bu tip kötülüklerin filmlerde, masallarda olabileceğini düşünürler. İnsanların bu düzeyde kötülükler yapacağına olasılık vermezler. Ayrıca bu insanlarda intikam alma duygusu ya da refleksi yoktur.

Ne Derseniz Hemen İnanırlar



Onları kandırmak zor değildir, çünkü yalan söyleme olasılığınıza inanmazlar. Sizin söylediğiniz her şeyi doğru olarak kabul ederler. Çünkü onların kendi dünyalarında yalana ve hileye yer yoktur. Bu nedenle yalanla ilgili bir algıları yoktur. Kimse hakkında şüpheci düşünmezler, şüpheci bakışlar atmazlar. Bu konuda herkesin kendileri gibi olduğunu düşünürler.

3. Kolay Kandırılırlar


Temiz kalpli insanlar her türlü vaade kanabilir. Onları oyalamak ya da kandırmak zor değildir. Bu durum onların başını belaya sokabilir. Kefil olma, borç verme gibi durumlarla sıkça karşılaşırlar. Dolandırıcıların her zaman radarındadırlar.



4. Haklı Bile Olsalar Karşı Tarafı Kırmazlar


Bir tartışmada ne kadar haklı olurlarsa olsunlar, tartışma esnasında kırıcı konuşmalardan uzak kalırlar. Hatta karşı tarafı sürekli alttan alıp ortalığı yumuşatırlar. Haklılıklarının herhangi bir önemi yoktur, onlar sadece sorunların bir an önce çözülmesine odaklıdır.

5. Hareketlerinde Art Niyet Yoktur


Bu tip insanların davranışları kalplerinin aynasıdır. Hiçbir şekilde içten pazarlığa yer vermezler. Bu nedenle her davranışları şeffaf ve doğaldır.

6. Başka İnsanların Dertlerini Sahiplenirler


Bu tip kişiler başka insanların derdini formaliteden dinlemezler, onları gerçekten kendi dertleri gibi sahiplenirler ve içten bir şekilde kahrolurlar.

7. Hayır Demeyi Beceremezler


Bu aslında sadece temiz kalpli insanların değil, belki de tüm insanlığın ortak problemi; ancak temiz kalpli bireyler bu konuda biraz daha sıkıntı yaşıyor diyebiliriz. Gerekli durumlarda insanlara hayır diyemedikleri için başları dertten hiç kurtulmaz. İstemedikleri mutlu olmadıkları anların içine düşmek durumunda kalırlar. Kimseyi kıramazlar, herkesin yardımına koşmak zorunda hissederler.



8. Duygusal Reaksiyonlar Verirler


Yaşadıkları hayal kırıklıklarının dozu diğer insanlara göre daha yoğun olduğu için tepkileri duygusal anlamda daha yüksek olabilir. Örneğin pek çok durum karşısında oturup ağlayabilirler. Olaylar karşısında soğukkanlı kalamazlar.

9. İnsanlar Tarafından Değerleri Bilinmez


Bu tip insanları öve öve bitiremeyiz. Onların hayatımızda hep olmasını isteriz; ancak madalyonun diğer yanı hiç de öyle değil. İnsanlar genelde bu tip kişilerin kıymetini bilmez ve onları sahiplenmez. Hak ettikleri değeri asla görememişlerdir. Bu nedenle temiz kalpli kişiler nihayetinde yalnızlaşır.

10. Kötü İnsanlara Bile Olumlu Bakmaya Çalışırlar


Temiz yürekli insanlar diğer kişilerin üzerini hemen çizmezler. Olaylara her zaman onların tarafından da bakarlar. “Belki öyle demek istememiştir” ya da “Belki o da pişmandır” gibi cümleler kurar. Kimse hakkında kötücül düşünmek istemezler. Kötülüğün altındaki nedenlere odaklanırlar, onları anlamaya çalışırlar.
 

osmanke

Özel Üye
Özel Üye
Katılım
11 Ara 2011
Mesajlar
1,073
Beğeniler
1,029
Yaş
55
Konum
İstanbul
#27
Kek Yapmanın Püf Noktaları
1577911865081.png
En güzel kekler hep sizin olsun diye, kek yapmanın en temel kurallarından, ünlü şeflerin hep kendilerine sakladıkları o gizli sırlara kadar çok güzel bir püf noktaları ile dolu bir yazı hazırladık sizler için.



Artık en kabarık, en yumuşacık, en mis gibi kokan kekler sizin mutfağınızdan çıkacak emin olun. Bugüne kadar yaptıklarınız kalıptan çıkmıyorsa, pufff diye sönüp gidiyorsa, taş gibi sert oluyorsa bu önerilere kulak vermenin vakti geldi demektir.

Yeni başlayanlara bile harika kekler yaptıracak püf noktaları bunlar...






1- Kekin olmazsa olmazlarını iyi tanımalısınız :


Bir kekin olmazsa olmaz malzemeleri; yumurta, toz şeker, süt, sıvı yağ gibi temel bir sıvı, kabartma tozu ve tabii ki un.



Taze meyveler, kuru meyveler, vanilya, tereyağı ya da diğer baharatlar işin ikinci planında kalsın bir süreliğine. Unsuz, yağsız, şekersiz kekler hazırlamak da elbette mümkün.

Pişirmiş olduğunuz kekin yumuşak ve kabarık olması için, yumurta sarısı ve şekerin ayrı ayrı çırpılması gerekmektedir.




2- Bu malzemelerin ısısına dikkat etmelisiniz :

Bütün malzemelerin özellikle tereyağı ve yumurtanın oda sıcaklığında olması gerekmektedir.
Kek malzemelerini keke başlamadan 15 dakika önce dışarıda bırakmalısınız. Bu sayede kekiniz doğru pişecek ve kabarık kıvamına erişecektir.



3- Tarifte yazan malzemeleri kullanırken oranlara dikkat etmelisiniz :

Tarifi düzgün şekilde okuyarak doğru oranlarda malzemeleri tezgahın üzerine dizmelisiniz. Klasik bir kek yapacaksanız ortalama 200-240ml'lik su bardaklarını kullanarak ölçüleri ayarlayabilirsiniz.
Yemek kaşıklarını da ölçü şeklinde kullanabilirsiniz.




Örnek ölçüler:1 su bardağı un = 140 gram, 1 su bardağı toz şeker = 200 gram, 1 çay bardağı toz şeker = 110 gram, 1 su bardağı sıvı = 240 mililitre (ml) (süt, su, sıvı yağ gibi sıvılar), 1 yemek kaşığı un = 9 gram



4 - Keki fırına koymadan önce fırını ısıtmalısınız :

Keki yapmadan önce fırınınızı 180 dereceye getirmelisiniz. Kekinizi soğuk fırına verdiğinizde istediğiniz lezzeti alamayabilirsiniz.





5 - Şeker ve yumurtayı güzel bir şekilde çırpmalısınız :

Yumurtaları kaba kırıp,üzerine şeker ilave edin ve düzgün biçimde karıştırmaya başlayın. Dakikalarça çırptıktan sonra şekerin tamamen eridiğinden emin olun.



6- Unu malzemelerin içine katmadan önce elemelisiniz :

Süt ve sıvı yağı malzemelere kattıktan sonra karıştırın.
Kekin güzelce kabarmasını istiyorsanız un ve kabartma tozu gibi malzemeleri eleyerek ilave etmelisiniz.




7- Kuru malzemeleri ekledikten sonra karıştırıp çırpmamalısınız :

Kuru malzemeler eklendikten sonra çırpıcınıza biraz ara vermeniz gerekiyor. Elinize almış olduğunuz spatula ile un kırıntısı ve un topağı kalmayacak şekilde malzemeleri birbirine yedirin.



8 - Kekin kaptan kolay çıkması için bunlara dikkat etmeniz gerekmektedir :

Kekiniz hazır hale geldi. Şimdi tek yapmanız gereken şey pişirme aşamasında dikkatli olmanız.
Pişecek olan kekinizi borcama ya da kalıba boşaltmalısınız.




Kek kalıbının yada borcamın içini güzelce yağlayıp üzerine bir kaç tutam un serpmelisiniz. Bu yöntemi uyguladığınızda kekiniz piştikten sonra kolayca çıkacaktır.



9 - Kekinizin pişip pişmediğini kürdan yardımıyla kontrol edin :

Kekinizi fırından çıkarttıktan sonra temiz bir kürdanı batırın, kürdan temiz çıkarsa kekiniz oldu demektir.




10 Piştikten sonra oda sıcaklığında dinlendirmelisiniz :

Keki fırından çıkarttıktan sonra hemen tüketmek yerine 15-20 dakika boyunca oda sıcaklığında bekletmelisiniz.



Bu küçük sırları da asla unutmayın :


  • Keki hazırlarken 1 – 2 damla limon sıkarsanız kekin kabarmasında etkili olur.
  • Keki süt ile yaparsanız, kekiniz daha ıslak görünümlü olur. Islak kek, kakaolu kek ve buna benzer kek yaparken sütü tercih etmeliyiz.
  • Keki yoğurt ile yaparsanız, kekiniz daha kuru ve sert olur. Genelde sade kekler yoğurt ile birlikte yapılır.







Bu önemli bilgi ve yöntemlerden daha fazla kişinin faydalanması için, beğenip, paylaşmayı unutmayın lütfen...